21′inci Yüzyılın Ütopyası: Çokkültürlülük

5. BÖLÜM

ÖTEKİLERİN HAKLARI

5.1. AZINLIKLARIN VE ETNİK GRUPLARIN ÇAĞDAŞ HAKLARI

Ulusal, etnik, kültürel ve farklı dil gruplarının eşitlik, tanınma, kültürel haklar, özerklik ve diğer talepleri karşısında bugüne kadar formüle edilmiş en derli toplu ve gerçekleştirilebilir olan kuramsal bakış liberal çokkültürcülerin görüşleridir. Bu konuda Will Kymlicka’nın Çokkültürlü Yurttaşlık kitabı liberal görüşün azınlık hakları konusundaki görüşlerini geniş bir şekilde yansıtır.

Kymlicka çokuluslu devletlerle çoketnikli ve çokkültürlü devletleri birbirinden ayırır. Çoketnikli devletlerde özyönetim haklarının, çokkültürlü devletlerde ise grup farkına dayalı haklar ve “özel temsil hakları” tanınmasının şart olduğunu öne sürer. Bu hakların azınlıkların kendi içlerine yönelik baskı yaratmasını değil dışarıya karşı koruma amaçlı olduğunu belirtir.

“Liberal görüş, “azınlık içinde özgürlük ve azınlık ile çoğunluk arasında eşitlik”ten yanadır. Azınlıkların özgürlük istekleri ayrılık değil, çoğunlukla kimliklerini koruyarak yan yana durma talebidir. Özgürlük ve eşitlik ortak vatandaşlık duygularını zayıflatmaz, tam tersine pekiştirir.”1 (Kymlicka, Çokkültürlü Yurttaşlık, arka kapak yazısı.)

Will Kymlicka, ulusal azınlık ve etnik gruplara yönelik hakları üç başlık altında toplar. “Ulusal ve etnik farklılıkları düzenlemek için en az üç türlü gruplara özgü hak biçimi vardır.”

Bunlardan ilkini, Kymlicka federalizmi de kapsayan “Özyönetim hakları” olarak niteler. İkinci olarak “Çoketniklilik hakları”ndan bahseder. Bu haklar, egemen toplum içinde grupların ayrımcılığa uğramadan yaşamalarına ilişkin haklardır ve topluma entegrasyonu öngörür.

Kymlicka, çoketniklilik haklarının özyönetimin tersine büyük toplumla bütünleşmeyi ilerletmek için gündeme getirildiğini ifade eder. “… Etnik gruplara ve dini azınlıklara, egemen toplumun ekonomik ve politik kurumlarındaki başarılarını engellemeden kültürel özgünlüklerini ifade etme ve bundan gurur duymakta yardımcı olmayı amaçlamaktadır.”

Üçüncü olarak ise “Özel temsil hakları”nı söyler. Bu haklar, etnik gruplar tarafından olduğu kadar etnik olmayan gruplar tarafından giderek daha fazla talep edilmektedir. Politik temsil öngören bu haklar, politik açıdan dezavantajlı gruplarca –etnik ve ırksal azınlıkları, kadınları, yoksulları, sakatları- eşitsizliklerini bir ölçüde giderecek bir fırsat olarak görülmektedir. ABD ve Kanada örneğinde bu grupların parlamentodaki temsil oranı nüfuslarının oranına göre en az üçte bir daha az olduğu belirtiliyor.

5.1.1. TERSİNE AYRIMCILIK

Kymlicka’nın savunduğu hakların yanı sıra uzun süreli eşitsizliğin ardından demokrasi adına geçilen renk körü yasaların eşitsizliği ortadan kaldırmadığından hareketle tersine ayrımcılık politikaları gündeme getirilebilir.

Somersan, renk körlüğünden kurtulmanın yetmeyeceğini ve genel kanının aksine tercihli eylem, kotalar, tersine ayrımcılık politikaları (bu bağlamda pozitif ayrımcılık) gerekeceğini belirterek “Geçmişte madun konumunda olan gruplar, en alttakiler. Resmi-gayrı resmi tüm toplumsal sektörlerde temsil edilebilsin, eğitim sistemi içinde hakkettikleri yere ulaşabilsin, istedikleri, yetenek ve eğitimlerine uygun işler için yarışabilsin” diyor.

Taylor da aynı konuya parmak basarak “Farklılıkları görmezlikten gelme” tutumundan en büyük sapmaların, aslında tersine ayrımcılık biçimleri olduğunu söyler. Bu uygulamanın, tarihsel ayrımcılığın, ayrıcalıksız konumda olanları olumsuz koşullarda mücadele etmeye zorlayan bir düzen yaratmış olduğu gerekçesine dayandırıldığını ifade ederek “Tersine ayrımcılık, sonunda eşitsizlikleri giderecek ve o eksi görmezlikten gelme kurallarının kimseyi kötü durumda bırakmayacak biçimde işlemesini sağlayacak geçici bir önlem olarak savunulmaktadır” der.

5.1.2. FEDERALİZM

Özyönetim taleplerini tanımanın bir yolu da federalizm yani ulusların özerklik talebini karşılamaktır. Federalizm bir özyönetim hakkı olarak çokuluslu devletlerin karşılaması gereken bir yükümlülüktür. Ulusal azınlıklar, çoğunlukta oldukları bölgelerde belli konularda karar alma yetkisine kavuşunca merkezi devlete olan bağlılıkları azalmak yerine güçlenir.

İsviçre, federal bir devlet yapısına sahiptir. 3 ana dil ekseninde 23 kantondan oluşan ülke herhangi bir sorun yaşamadan Avrupa’da çokkültürlü model ülke olarak gösterilmektedir.

“Federalizm sıklıkla ulusal ayrılıkları uzlaştırmak için gündeme getirilir ve bu yüzden bazı yorumcular federal birimlere verilen hakları ve güçleri ulusal azınlıkların “kolektif hakları” arasında sayar (F. Morton 1985:77; Van Dyke 1982: 24-31). Kuşkusuz bazı federal sistemler kültürel farklılıkla hiç ilişkisi olmayan nedenlerden doğmuştur. Federalizm sıklıkla basit bir idari ademimerkezileşme biçimi (Almanya’da olduğu gibi) ya da sömürgecilikten gelen tarihsel rastlantıların bir sonucudur (Avustralya’da olduğu gibi). Federalizm ile kültürel çeşitlilik arasında içsel bir bağ yoktur. Ancak yine de federalizm ulusal azınlıklar sorunun çözümüne uygun ortak bir stratejidir. “bir halklar federasyonu” olan ülkelerin aynı zamanda bir politik federasyon oluşturmaları gerektiği şaşırtıcı değildir”2

Öte yandan, her federal devlet çokuluslu demek değildir. Habermas bunu ABD örneğini vererek kanıtlar:

“Federalleşme ancak farklı etnik grupların ve kültürel dünyalarının az ya da çok ayrı coğrafik alanlarda yaşadığı durumlarda mümkün bir çözüm yoludur. ABD gibi çokkültürlü toplumlarda durum böyle değildir. Almanya gibi kapsamlı göç dalgalarının baskısı altında etnik yapının değişmekte olduğu ülkelerde de böyle olmayacaktır.”3

5.2. DIŞ KORUMA-İÇ KISITLAMA İKİLEMİ

Kymlicka, özyönetim ve temsil haklarının bir dış koruma sağlama amacı güdebileceği gibi aynı zamanda iç baskı kurmak amacı da taşıyabileceğini vurguluyor. Farklı grupların varlıklarını sürdürmek ve kültürlerini yaşatmak için dış koruma isteklerinin olabileceğini ama bu hakların daha sonra grup içindeki bireyleri baskı altına alabilme tehlikesinin varolduğunu kaydediyor.

Kymlicka, liberallerin gruplara tanınan kolektif haklara kuşkuyla baktığını kaydeder. Liberaller, bireysel haklar dışında her türlü kolektif hakkın ilk özgürlüğü zedeleyeceğini düşünür.

“Etnik ya da ulusal grupların talep ettiği iki tür hak arasında bir ayrım yapmamız gerekir. Etnik gruplar, kendi üyeleri karşısında talep ettiği haklarla, ulusal gruplar ise genelde toplum karşısında hak talepleriyle ilgilidir. Birinci tur grubu içerideki muhalefetin istikrarı bozucu etkilerinden koruma amacı güderken, ikincisi grubu dışsal kararların etkilerinden korumayı hedefler.”4

Bu iki tür hak talebi arasında ayrım yapmak için Kymlicka ilkine “iç kısıtlamalar”, ikincisine ise “dış korumalar” adını verir

“Çoketniklilik haklarının iç kısıtlamalar dayatmak için kullanılma ihtimali vardır. Göçmen gruplar ve dinsel azınlıklar, ilke olarak, üyelerine geleneksel kültürel pratikleri dayatmak için yasal güç sahibi olmak isterler.”5

5.3. TÜRLERİN KORUNMASI MI, EŞİT HAKLARLA BİRLİKTE YAŞAMA MI?

Çokkültürcülüğün amacı türleri korumak mı, yoksa eşit haklarla birarada yaşamayı sağlamak mıdır? Türleri koruma altına almak tek başına devletin görevi değildir. Devlete böyle bir görev vermek eşitlik ilkesiyle ve kamu hizmeti anlayışıyla bağdaşmaz. Fakat devlet her grubun kendi kültürünü koruması için eşit zemin hazırlayarak, özel alanın bu grubun kültürünü korumak ve ifade ederek örgütleyebileceği bir yer haline getirmekle yükümlüdür.

“Çokkültürlü toplumlarda, bir liberal kültür geçmişi zemininde ve gönüllü birliktelikler temelinde, öz-tanıma yönelmiş tartışmalara izin veren ve bunları destekleyen açık iletişim yapılarına sahip, iyi işleyen bir kamu alanı gelişebilirse, o zaman eşit bireysel hakların gerçekleştirilmesi demokratik süreci de farklı etnik gruplara ve onların kültürel yaşam biçimlerine eşit haklarla birlikte yaşama şansını vermeye kadar genişleyecektir.”6

Dış koruma adını verdiğimiz bu destek dışında devletin görevi trafik polisi ya da moderatör olmaktır. Bir taraftan düzenleyicilik öte taraftan da tarafsızlığın sağlanması.

“Kültürleri, tehlike altında türlermiş gibi korumayı anlamlı bir amaç olarak düşünsek bile, onların kendilerini başarılı bir biçimde yeniden üretebilmelerinin gerekli koşulları, “farklılığı yalnızca şimdi değil fakat sonsuza kadar sürdür(me) ve koru(ma) amacı ile uyuşmazdı”7

5.4. TOPLU AMAÇLAR BİREYSEL ÖZGÜRLÜKLERE TEHDİT Mİ?

Liberalizm bilindiği gibi her durumda ve koşulda bireyin haklarına öncelik tanır. Grupları ve grup kimliğini ise birey ve birey kimliğine tehdit olarak algılar. Bu açıdan grupların kolektif amaçları bireyciliğin önünde engel olarak görülür.

Fakat Kanada örneğinde görüldüğü gibi, liberal görüşü savunanlar bu iki konunda denge sağlayabilmiş görünüyor. Kolektif amaçlar genellikle kamu yönetimi ve çeşitli grupların bireylere yüklediği sorumluluk ve kimlik çerçevesinden oluşur. Bu açıdan kolektif amaçları savunanlar ortak amaçları benimsemeyenlere karşı davranırken, çeşitliliğe saygı gösterebilirse ve temel hakları güvence altına alırsa kimse kimsenin haklarını gasbetmiş olmaz.

Buna karşın John Rawles, Ronald Dworkin, Bruce Ackerman gibi önde gelen liberal düşünürler bu konuda bireysel hakların her zaman önde gelmesi, toplu amaçlara göre öncelikli olması gerektiğini öne sürer.

“Liberal toplum, iyi yaşamanın ne olduğu konusunda yansız bir tutum edinmelidir; görüşleri ne olursa olsun vatandaşların birbirlerine hakça davranmalarını devletin de herkese eşit davranmasını sağlamakla yetinmelidir.

… Siyasal toplum, atalarının kültürüne sadık kalmak isteyenlerle, kendini geliştirmek gibi bireysel bir amaç uğruna bu kültürden kopmak isteyebilecekler arasında yansız kalamaz.”8

Taylor, Quebec örneğinden yola çıkarak bir toplum iyi yaşam tanımı çevresinde örgütlenebileceğini; ama bu örgütlenme, bu tanımı kişisel olarak benimseyenlerin değersiz görülmesi anlamına gelmediğini söyler. Öte yandan ise toplu amaçların benimsenmesinin, bireylerin davranışlarına, onların haklarını zedeleyecek kısıtlamaların getirilmesini zorunlu kılabileceğine dikkat çekerek “Bireysel haklar çiğnenmeyecek olmasa bile, bir ulusal grup adına toplu amaçları savunmanın, kendi içinde ayrımcılık taşıyacağı düşünülebilir” der.

“Bir yanda temel özgürlüklerle, hiçbir zaman çiğnenmemesi, bu nedenle sarsılmaz bir biçimde yerleştirilmesi gereken özgürlüklerle, öte yanda önemli olan ama kamu siyasaları nedeniyle –bunun için çok haklı bir neden bulunması gerekse de- tanınmayacak ya da kısıtlanacak ayrıcalıklar ve bağışıklıklar arasında ayrım gözetmek gerekir.”9

5.5. ULUS-DEVLETTEN MODERN DEVLETE GEÇİŞ

Fransız devrimi ve kapitalizmin gelişmesiyle doğrudan bağlantılı olan ulus-devlet artık felsefi anlamda fonksiyonunu tamamlamış görünüyor. Ulus-devlet ilk ortaya çıktığı zamanlarda modernleşmenin getirdiği yenilikleri toplumsal hayata yansıtmakta ve bir ulus bilinci oluşturarak en geniş anlamda ortaklık sağlamayı başarmıştır. Ulus-devletin medeni hakların yerleştirilmesi konusunda yaptıkları ve başarısı teslim edilmelidir.

Habermas bu konuda şunları söyler:

“Ulus-devlet bir zamanlar ivme kazandıran potansiyel ikilemleri yaratan, bu boyuttan kurtulmalıdır. Bugün ulus devletin medeni haklarını kullanabilme konusunda dayandığı sınırlara baktığımızda, örneğinin ne kadar öğretici olduğunu görüyoruz. Zamanında ulus-devlet toplumsal modernleşmedeki soyutlamaları yakalamayı ve geçmişinden koparılmış bir milletin, ulus bilinciyle daha gelişmiş ve rasyonelleştirilmiş bir yaşam dünyası içine yeniden yerleştirilmesini olanaklı kılan, siyasi bir iletişim ortamını yaratmıştı. Vatandaşın hukuksal statüsünü kültürel anlamda bir ulusa ait olma düşüncesiyle tanımlayarak bu entegrasyonu daha da hızlandırmıştı. Bugün artık ulus devlet içerde çokkültürlülüğün doğurduğu patlama ve dışarıda küreselleşmenin getirdiği sorunlar altında kendini adeta bir meydan okumayla karşıya hissetmektedir.”10

Ulus-devletin felsefi anlamda fonksiyonunu tamamlamasının dışında bir de politik olarak değişen koşullar söz konusudur. Ulus-devlet, kurulduğundan bu yana ortaya çıkan yeni koşullar ve anlayışlar nedeniyle de kendini revize etmesi gereklidir. Ulus-devleti vareden koşullar kuşkusuz bugünkünden çok farklıdır. Ulus-devlet anlayışı bugünün toplumsal koşullarına dar gelmektedir. Fakat ulus-devletin çözülüşü ülkenin egemenliğini kaybetmesini gerektirecek paranoyakça bir durum da yaratmaz.

Ulus devlet anlayışı artık birçok ülkede baskıcı bir hal almıştır. İçişleri yaklaşımının geçersiz kaldığı günümüzde devletlerin yeniden yapılanarak zayıflıkları haline gelen farklılıkları, sistem içine alacak şekilde güçlenmesi gerektiği açıktır. Sistemin en zayıf noktaları olan azınlıklar ve diğer farklılıklar bir yıkıma yolaçmadan herkesin sahibi olduğunu düşündüğü modern bir devletin çatısı altında daha güçlü bir birliktelik bağıyla yeni bir vatandaşlık sözleşmesi yapılmalıdır.

Ulus-devlet hem kendi sınırları içindeki diğer uluslara hem de her türden azınlığa kapalıdır. Oysa uluslar da artık heterojen topluluklar olmaktan çıkmıştır.

“Kültürel çeşitliliğin bir kaynağı belirli bir devlet içinde birden fazla ulusun yan yana yaşamasıdır; burada “ulus”, belirli bir toprak parçası ya da yurtta yaşayan, ayrı bir ortak dili ve kültürü olan, az ya da çok kurumsal olarak olgunlaşmış, tarihsel bir cemaat anlamına gelir. Bu sosyolojik anlamıyla “ulus”, bir “halk” ya da bir kültür fikriyle yakından ilişkilidir; aslında, bu kavramlar sıklıkla birbirine göre tanımlanırlar. Birden çok ulusu bünyesinde barındıran bir ülke, bundan dolayı, bir ulusal devlet değil, çokuluslu devlettir ve küçük kültürler ulusal azınlıkları oluşturur.”11

5.6. ÜNİTER DEVLETTE ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK İMKANSIZ MI?

Üniter devletlerde çokkültürlülük imkansız mı? Hem evet hem hayır. Tek bir ulusun, etnik grubun, çoğunluğun ya da azınlığın iktidar olarak egemen kalmakta ısrar ettiği devletlerde bu soruya verilecek yanıt “evet” olmalı. Oysa kamusal alan ile özel alanın doğru şekilde yeniden eşitlikçi örgütleyebilme yeteneğine sahip devletlerde de çokkültürlülük mümkün olabilir.

Kamusal alanın, laik, eşitlikçi, hatta daha da ileri gidip üniter devletin (ulus-devlet) farklı kültürlerin varlığını garanti altına almakta sorun çıkarmayacağı söylenebilir. Üniter devletten kastımız hakim bir ulusun devleti değil federasyon olmayan devlettir. Semra Somersan’ın John Rex’e dayanarak tablolaştırdığı sistematik (Tablo 1), kamusal alanda üniter devletin, özel alanda çeşitliliğe izin verdiği takdirde demokratik bir çokkültürlülük yarattığını gösteriyor.

Öte yandan, Habermas katılımcı bir anayasal bir demokrasinin azınlıkların da sorununa çözüm olabileceğini düşünür. Habermas’ın anayasal demokrasiye bakışı demokratik bir anayasadan geçmektedir.

“Demokrasisiz bir anayasal devlet diye bir şey olamaz. Öte yandan demokratik sürecin kendisi yasal olarak kurumlaşmak zorunda olduğundan, halk egemenliği ilkesi, öyle temel hakları getirir ki, bunlar olmadan hiçbir meşru yasa olamaz; en başta, herkese eşit seçme ve eylem özgürlüğü: bu da önkoşul olarak bireylerin geniş kapsamlı yasal korunmasını varsayar.”12

Amy Guttman, Habermas’ın, Kantçı bir görüş açısından yola çıkarak yasalar altında eşit koruma hakkının anayasal bir demokrasi kurmaya yetmediğini savladığını kaydederek “Yasalar önünde eşit olmakla kalmamalı kendimizi bizi bağlayan yasaların yapıcıları olarak da görebilmeliyiz” diyor.

5.7. AZINLIK HAKLARININ EVRENSEL HUKUKİ TEMELLERİ

18 Aralık 1992 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen “Ulusal ya da Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Haklarına İlişkin Bildirge” hukuki bağlayıcılğa sahip olmasa da sadece azınlık haklarını konu alan ilk uluslararası insan hakları belgesi olması ve azınlık haklarına ilişkin yeni standartlar ortaya koyması açısından önemlidir.

Bildirgede azınlıklara mensup kişilerin hakları arasında şunlar sayılmıştır:

– Kendi kültürünü yaşama hakkı

– Kendi dinini öğretme ve uygulama hakkı, kendi dilini kullanma hakkı

– Kültürel, dinsel, sosyal, ekonomik ve kamu yaşantısına etkin biçimde katılma hakkı

– Mensup olduğu azınlıkla ilgili karar alma mekanizmasına iştirak hakkı, kendi derneklerini kurma ve bunları denetleme hakkı.

– Kendi gruplarına mensup olan fertlerle veya başka devletlerin uyruğunda bulunmakla birlikte ulusal ya da etnik, dinsel veya dilsel bağlarla bağlı oldukları kimselerle, ayrımcılık yapılmadan, özgürce barışçı ilişkilerde bulunma hakkı.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ikinci maddesi “Irk, renk, cinsiyet, dil, din. Siyasal ya da başka düşünce, ulusal ya da toplumsal köken nedeniyle insanlar arasında ayrımcılık yapılamayacağını bildirir.

5.8. ÇOKKÜLTÜRCÜLÜĞÜN YENİ MİLİTANI MARCOS

Meksika’da yerli halkın taleplerini önce silahlı mücadele ardından da ülkeyi kapsayan geniş bir politik harekete dönüştüren Chiapas yerlilerinin temsilcisi haline gelen EZLN ya da bilinen adıyla Zapatista hareketinin lideri Marcos Aralık 2000’de kendisiyle röportaj da ülkesinde uygulanan farklılık politikasına dikkat çekiyor, dünyaya bu konuda çarpıcı mesajlar veriyordu. Sağ ve sol hegemonyanın isteklerinin aynı olduğunu vurgulayan Marcos, hegemonyanın nereden gelirse gelsin karşısında yeralacaklarını söylüyor.

Marcos’un hegemonya karşıtı söylemi, sağ-sol ikilemini de parçalıyor. Bu tezde de görüleceği üzere Avrupamerkezci sağ ve solun farklılıklara yönelik politikası hegemonyacıdır.

Meksika’daki yerliler ve dünyadaki tüm ötekiler adına konuşan Marcos, şunları söylüyor:

“Bu yüzyılın sonu ve önümüzdeki yeni binyıl, ilerici hareketler ya da sol –nasıl adlandırmak istiyorsanız- içinde, ister sağ, isterse sol hegemonya olsun fark etmez, hegemonyanın kendisini yok etmeyi hedefleyen bir harekete sahne olabilir. Sonuçta geleneksel solun da sağın da istediği hükmetmek: ‘Ben öncüyüm (sağ ya sol), benle aynı olanların benim için bir anlam ve önemi var, benden farklı olanlarınsa yok. Onlar, düşman, karşı devrimci, provokatör, emperyalizm ajanı…’ Oysa içinde bulunduğumuz çağ farklılıkların çağı olmalı ve bunun üzerine yalnızca ulusları değil, dünya gerçekliklerini de inşa edebilmeliyiz. Biz sesimizi işte buradan duyuracağız.”13

One thought on “21′inci Yüzyılın Ütopyası: Çokkültürlülük”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.