Makber

Abdülhak Hamit Tarhan

Eyvâh!.. Ne yer, ne yâr kaldı,
Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı.
Şimdi buradaydı gitti elden,
Gitti ebede gelip ezelden.
Ben gittim o hâksâr kaldı,
Bir kûşede târumâr kaldı.
Bâkî o, enîs–i dilden eyvâh!
Beyrût’ta bir mezâr kaldı. Okumaya devam et Makber

Aziz Nesin

Orhan Yalçın Gültekin

Yanlış anımsamıyorsam, adını ilk mahalle büyüklerimizin bir söyleşisinde duymuş, bir mahalle büyüğümüzün, “Bırak şu komünist pezevengi!” diyerek konuyu kapatışı ile tanışmayı sonraki yıllara ertelemiştim.

Bir kez okumaya başladıktan sonra döne döne  okumaya devam ettim.

Uzun yıllar  Darüşşafakalı olduğunu bilmeden okudum  öykülerini. Lise 1 yazıydı (1976). Bir askeri tatil  kampında “Böyle Gelmiş Böyle Gitmez”leri  okurken öğrendim Daçkalı olduğunu. Hiç bir  özel tepki göstermedim, hiç önemsemedim  Daçkalı olmasını.

“Büyük Grev” kitabına kızıp  gençleri “Aziz Nesin, Sen Nesin?” diye  bağırttıran sözüm ona dostlarına kızdığım  zaman da aklımın köşesinden geçmiyordu  Daçkalı olması.

Din bezirganlarına karşı  yürüttüğü son dönem savaşımına yürekten  katılırken de önemli değildi Daçkalı oluşu.

Çünkü O, Aziz Nesin’di! Başka hiç bir  tanımlamaya gereksinimi olmayan, yalnızca  adıyla anılması yeterli olan insan!

Kaynak: Darüşşafaka’dan Yankı, Temmuz 1998

Haber Alma Özgürlüğü

Orhan Yalçın Gültekin

İnsan Hakları Derneği, “Çek elini haber alma özgürlüğümüzden!” savsözüyle biten bir bildiri yayınlamış…

Koza İpek Holding ile ilgili tasarruflara karşı hazırlanan bildirinin “haber alma özgürlüğü” ile bağlanması ayıptır. Biz malum grubun ne tür “haberler” yaptığına yabancı değiliz. Oradan gelecek “haberler”, tıpkı “havuz medyası”ndan gelecek “haberler” gibi “manipülatif” olacaktır.

“Keyfilik” deyin, tamam…

“İktidarın kötüye kullanımı” deyin, tamam…

Bulun işte birşeyler ama bulduklarınız “gerçek” olsun, “haber alma özgürlüğümüz”e katkıda bulunsun.

Manipülasyon yapmayın ULAN!..

Kobanê nire, Uygur Eli nire…

Orhan Yalçın Gültekin

Devlet Bahçeli nam Faşist, Suruç’ta katledilen genç sosyalistlerin ardından şöyle afkurmuş: “Türkiye’de yardım edilecek yer ve insan bitmiştir de geriye bir tek Kobani mi kalmıştır?”
***
Ulan Faşist, biz sana hiç sorduk mu “Türkiye’de yardım edilecek yer ve insan bitmiştir de geriye bir tek Uygur Eli mi kalmıştır?” diye?

Aç haritayı bak; Kobanê nire, Uygur Eli nire…
***
Sen, devlet olarak Uygur Eli’ne gittin.

Sosyalist gençlerin arkasında devlet yok, Uygur Eli’ne gidemezler ama kapı komşumuz Kobanê’ye gidebilirler.

Sen hiç Kobanê’ye gitmeyi aklından geçirdin mi?
***
Sosyalist gençler, Kobanê’ye kitap ve oyuncak götürürken, senin Faşist gençlerin Uygur Türkü dövüyordu Türklük adına.

Kitap ve oyuncak bir yanda, sopa ve yumruk diğer yanda…

Endişeye gerek yok, yangın Cudi’de

Nurcan Baysal

Şırnak’ın Cudi dağında askerlerin yaptığı top atışı sonrası meydana geldiği söylenen yangın dünden beri devam ediyor. Çevredeki köylüler yangını kendi imkânları ile söndürmeye çalışsalar da, dağ koşullarının zor olması köylülerin yangına müdahalesini zorluyor. Yangını çıkaran devlet ise ben bu yazıyı yazdığım saatlerde halen yangının yayılmasını izlemekle yetiniyordu. Köylüler telefon yoluyla yetkili bütün kurumlardan yardım talep ettiklerini ancak şimdiye kadar herhangi bir yangın söndürme çalışmasının başlatılmadığını söylüyorlardı. Evrensel gazetesinin görüştüğü Silopi İtfaiyesi Müdürü Mahmut Olgun ise “Başka yerlerdeki yangınlara helikopterlerle, uçaklarla yukarıdan müdahale ediyorlar. Burada neden edilmiyor? Neden Cudi’deki yangını söndürmek için helikopterler kullanılmıyor?” diye devlet yetkililerine soruyordu.

Bu sorunun cevabı belli… 30 yıllık savaşta Kürtlerin yaşadığı tüm coğrafyayı devlet talan etti. Ormanlar yakıldı, dereler kirletildi. Öyle kimyasal silahlar, bombalar kullanıldı ki bugün Bölgenin birçok yerinde hem insanlar hem diğer canlılarda ciddi hastalıklar var. Geçen yılki Dersim ziyaretimde Munzur’a atılan kimyasal silahlardan dolayı Dersimli çevreciler Dersim’deki kanser vakalarının Türkiye ortalamasının kat be kat üstünde olduğunu söylemişlerdi. Bölge coğrafyası devlet eliyle 30 yılda ters yüz edildi. Bölgenin birçok yerinde hayvanlar bile kısır artık.

Okumaya devam et Endişeye gerek yok, yangın Cudi’de

Greek to them

Orhan Yalçın Gültekin

Hani anlamadığımız bir konu olduğunda “Konuya Fransız kaldım” ya da “Anladıysam Arap olayım” deriz ya…

İngilizler de aynı anlama gelmek üzere “That’s Greek to me” ya da “It’s (all) Greek to me” deyimlerini kullanırlar.

Yunanistan’daki son genel seçim ve ardından yapılan referandum karşısında bazı arkadaşların söylemlerine baktığımda, olan bitenin tamamının “Greek to them” olduğu sonucuna vardım.

Arkadaşlar, olan biten “başka bir dünya mümkün”ün ifadesi nasıl olabilir?

Yeni Yunan Hükümeti, kapitalist bir toplumda her ikisi de kapitalist çözümler olan “borcun kemer sıkma ile ödenmesi” ile “borcun kemer sıkmadan ödenmesi” arasında ikincisini tercih etmiş ve referandum aracılığıyla pazarlık masasında elini güçlendirmeyi hedeflemiştir.

Bu referandumla Yunanistan seçmeni kime ait olduğu aslında belli olan borçları kabullenmiş ve ödemeyi üstlenmiş ama çoğunluğu bu ödemeyi kemer sıkmadan yapmayı tercih ettiğini belirtmiştir.

Sisteme dönük genel bir eleştiri şu an ufukta görünmemektedir.

Sistemin mevcut örgütlenme biçimlerinden biri olan Avro Bölgesine dönük eleştiriler bile “istemem yan cebime koy”a dönmüş durumdadır…

“Başka bir dünya”dan gerçekte ne anlıyoruz?