Antonio Gramsci

Antonio Gramsci (Sardunya 22 Ocak 1891 – Roma 27 Nisan 1937)

İkinci paylaşım savaşı sonrasında Batı düşüncesini en çok etkileyen Marksist düşünürlerden biridir.

Özgün düşünceleri daha İtalyan Komünist Partisi’nin kuruluş sürecinde ortaya cıkmış, İKP’nin iç savaşımında aldığı tavırlarla dikkat çekmiş ama Batı düşüncesi ve onun üzerinden bütün dünyaya yayılan etkisi “Hapishane Defterlerleri”nde geliştirmekte olduğu savlarıyla sağlanmıştı.
Okumaya devam et Antonio Gramsci

Siyasal Parti

Antonio Gramsci

Modern çağda yeni Prens’in baş aktörünün kişisel bir kahraman olmayıp siyasal parti, yani, farklı ulusların iç ilişkileri içinde her zaman yeni bir devlet tipi kurmayı amaçlayan, akla uygun ve tarihsel bakımdan bu erekle kurulmuş bir parti olacağı söylenebilir.

Totaliter (1) olduklarını ileri süren rejimlerde, tacın geleneksel işlevinin nasıl gerçekte belirli bir parti tarafından üstlenildiği ve tastamam bu yüzden de partinin nasıl totaliter olduğu incelenmeğe değer. Her ne kadar her parti bir grubun ve sadece bir grubun ifadesiyse de, bununla birlikte belirli partiler gerçekten bazı belirli koşullarda tek bir grubu temsil ederler; çünkü kendi grubuyla başka grupların çıkarları arasında denge ve hakemlik işlevini yerine getirirler ve tam anlamıyla karşı olan grupların bile, müttefik grupların yardım ve uygun görmeleriyle temsil ettikleri grubun gelişmesini gözetirler. “Saltanat süren ama hükmetmeyen” kral ya da cumhurbaşkanı anayasal formülü bu hakemlik görevini ve taç ya da cumhurbaşkanlığını “savunmasız bırakmama” konusundaki anayasal partilerin endişelerini açıklayan hukukî bir formüldür. Devlet başkanının yönetime ilişkin işlemlerindeki sorumsuzlukları ve tersine yönetim organlarının sorumlulukları üzerine formüller, devletin birliği, yönetilenlerin devlete ilişkin eylemleri onaylamaları kavramının, dolaysız yönetici personel ve partisi kim ve ne olursa olsun, korunması hakkındaki genel ilkenin hukukî örnekleridir.
Okumaya devam et Siyasal Parti

Sosyoloji ve Siyaset Bilimi

Antonio Gramsci

Sosyolojinin yükselişi, siyaset bilimi ve sanatı anlayışının XIX. Yüzyılda (daha doğrusu, evrimci ve pozitivist öğretilerin bu yüzyılın ikinci yarısında yükselmesiyle) gerçekleşen gerilemesiyle ilintilidir. Sosyolojide gerçek öneme sahip olan her şey siyaset biliminden başka bir şey değildir. “Siyaset”, parlamento içi siyasetlerle ya da kişisel klik siyasetiyle eşanlamlı hale gelmiş bulunmaktaydı. Anayasa ve parlamentolarla bir “doğal” “evrim” dönemine girilmiş olduğuna, toplumun, ussal oldukları için, kendi kesin temellerini bulmuş olduğuna, vb. kanaat getirme[ydi]. Ve işte bak, toplum artık doğal bilimlerin yöntemiyle incelenebilirdi. Bu türden görüşlerin sonucu, Devlet kavramının gücünden yitirmesi [oluyordu]. Okumaya devam et Sosyoloji ve Siyaset Bilimi