1920-1923 arasında Türkiye dünyanın en ileri temsili demokrasilerinden birine sahipti

ahmet demirel

23 nisan 1920 ile 16 nisan 1923 arasında yaklaşık üç yıl süre ile faaliyet gösteren ve bir yandan işgalci güçlere karşı kurtuluş savaşı’nı yönetip başarıya ulaştıran, bir yandan da birbiri ardına yaptığı yasal düzenlemelerle türkiye cumhuriyeti’nin temellerini atan birinci meclis’in açılışından bu yana tam 80 yıl geçti. osmanlı dönemini saymazsak, bu, türkiye’deki parlamenter yaşamın 80. yılına ulaştığı anlamına geliyor. aradan geçen 80 yıla rağmen, hâlâ, birinci meclis’ten alınması gereken bazı derslerin olduğunu ve bu meclisin gerçek anlamda bir siyasi laboratuarı andırdığını düşünüyorum.

türkiye günlüğü dergisinin bu sayısını, kuruluşunun 80. yılı münasebetiyle tbmm’nin siyasi ve demokratik geleneğimizdeki yerine tahsis etmesi ve mustafa çalık’ın bir önceki sayıya yazmış olduğu sunuş yazısında “cumhuriyet’i, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü savunmak, biliyoruz ki, aynı zamanda ve öncelikle millet iradesini ve onun temsil edildiği meclis’i ve meclis’in bütün sisteme hükmedici rolünü savunmaktır. millî mücadeleyi zaferle noktaladığı ve devleti yeniden kurduğu dönem hariç sistem içindeki yeri ve siyasî süreçteki rolü mütemadiyen tenkisata uğrasa da yine ve hâlâ en hayatî siyasî ve resmî organımız odur. onun şahsiyet ve hukukunu koruyamadığımız yerde ne millet iradesini, ne demokrasiyi, ne de hukuku koruyabiliriz” demiş olması, tekrar birinci meclis laboratuarına girmeme vesile teşkil etti.

burada birinci meclis’le ilgili olarak şimdiye kadar yazmış olduklarımdan farklı bir şey söylemeyi tasarlamıyor, sadece, tamamen katıldığım yukarıdaki alıntıda yer alan, birinci meclis dönemi hariç tbmm’nin sistem içindeki yeri ve siyasi süreçteki rolünün sürekli olarak azaldığı yolundaki ifadeyi merkeze alarak, tbmm’nin 1920 – 1923 arasında sistem içindeki yeri konusunu biraz açmak istiyorum (1).

öncelikle önemli bir belirleme yapmak gerekiyor. türkiye’de yaygın olarak, demokrasi konusunda doğrusal bir çizgi izlemiş olduğumuz düşünülür. bu da çok genel hatlarıyla şöyle ifade edilir: “türkiye cumhuriyeti, 1920 ve 1930’lardaki şartların zorlamasıyla tek parti sistemi olarak kurulmuş, ama sürekli çok partili çoğulcu bir sistemi hedeflemiştir. terakkiperver cumhuriyet fırkası ve serbest cumhuriyet fırkası denemeleri bu hedefin göstergeleridir. ama zamanın erken olduğu görülerek, bu denemelerden vazgeçilmek zorunda kalınmıştır. sonuçta, 1940’ların ikinci yarısında şartlar olgunlaşmış ve çok partili çoğulcu sisteme geçilmiştir. o günden bu yana da dönem dönem askeri müdahalelerle yüz yüze kalınsa da sistem demokrasi yolunda her geçen gün biraz daha mesafe kat etmektedir”.

bu doğrusal gelişme anlatımının önemli zaafları olduğunu ve aslında çok inişli çıkışlı bir yoldan geçerek bugünlere geldiğimizi düşünüyorum. her şeyden önce türkiye bir tek parti devleti olarak kurulmamış, çoğulcu bir sistem içinde kurulmasına rağmen 1925’teki takrir-i sükûn kanunu’ndan sonra tek partili bir sisteme dönüşmüştür. üstelik türkiye, 1920 – 1923 arasında da (birinci meclis dönemi) dünyanın en ileri temsili demokrasilerinden birine sahip olmuştur. ikinci meclis döneminde de çok sesliliğin 1925’e kadar egemen olduğunu, hatta 1925’ten sonra da, kapatılan terakkiperver cumhuriyet fırkası’na mensup milletvekillerinin, ikinci meclis’in faaliyetlerine son verdiği 1927 yılına kadar çeşitli konularda muhalefetlerini sürdürebildikleri bilinmektedir.

dünyanın en ileri temsili demokrasilerinden biri olarak nitelendirdiğim 1920 – 1923 döneminde, sistemin tek zaafı, bu meclisin üyelerini belirleyecek seçimlerin iki dereceli olarak yapılmış olması ve kadınların oy hakkı bulunmamasıdır. bununla birlikte, dünyanın o günkü koşulları ve diğer ülkelerdeki seçim uygulamaları göz önünde bulundurulursa, bu zaafın diğer ülkelerdeki seçim uygulamalarının çok gerisine düşen bir zaaf olmadığı anlaşılır. seçilen milletvekillerinin büyük bölümü kendiliğinden aday olmuşlar, birçok seçim çevresinde o yörenin ileri gelenleri ikinci seçmenlerce seçilerek tbmm’ye gönderilmiştir. bir başka deyişle merkezden aday gösterilme uygulamaları nadirdir. tbmm açıldıktan sonra ise meclisin sistem içindeki yeri ve siyasi süreçteki rolü konusunda en küçük tereddüde mahal yoktur. bu dönemde tbmm tek egemen güç olarak bütün sisteme hükmetmiştir.

tek egemen güç: tbmm

tarık zafer tunaya’nın da belirlediği gibi “türkiye büyük millet meclisi kendisini bir ihtilal organı olarak ilân etmiştir: manevi şahsiyetinde başkumandanlığı muhafaza (yani istiklal savaşı’nı bilfiil idare) eden, millet ve memleketin alınyazısını elinde tutan, en üstün kudret olan milli hâkimiyeti kullanacak, rakip tanımayan tek meşru organ. fakat rakipsiz olması, yetkisinin sınırsız olması demek değildi. bu sınır kendi yaptığı kaideler ve bunlara kaynak olan gayesiydi” (2). tunaya, çözümlenmesinin devamında bir yandan milli hâkimiyet ilkesini benimseme, siyasal kurumları buna göre kurma ve meclis’in üstünde hiç bir kuvvet olmadığını kabul etmenin, bir yandan da, tbmm’nin görünüşteki gayesi olan saltanat ve hilafet’i kurtararak, monarşiyi devam ettirme “isteği”nin birbirini inkâr eden iki siyasal şeklin bir arada muhafazası anlamına geldiğini ve böylelikle daha başlangıçta çelişkili bir durumun ortaya çıkmış olduğuna da işaret eder. gerçekten de, meclis’in başlangıçta, gayesini, muhafazakâr kesimlerin tepkisini çekmemek ve desteğini sağlamak kaygısıyla, saltanat ve hilafet’in kurtarılması olarak tanımlaması, ardarda gerçekleştirdiği ve aslında adım adım cumhuriyet yönetimine geçme anlamına gelen yasal düzenlemelerle çelişiyordu. ya da tersten bakılırsa, yapılan yasal düzenlemeler, meclis’in sözde gayesi olan hilafet ve saltanat makamının kurtarılarak muhafazası edilmesini sağlamak yerine, bu kurumları yok etmeye yönelik adımlardı. nitekim daha sonraki gelişmeler, bunu doğrulamış ve 1 kasım 1922’de saltanatın oybirliğiyle kaldırılmasıyla, icraatla söylem arasındaki çelişki ortadan kaldırılmıştır.

meclisin açılışından başlayarak yapılan, yasal düzenlemelerde, sürekli olarak millet egemenliği ile meclisin üstünlüğü ve tüm sisteme egemen olması ilkeleri vurgulanmıştır. bilindiği gibi, 24 nisan 1920’de mustafa kemal paşa, mütareke’den meclisin açılışına kadar geçen süredeki gelişmeleri özetlediği ünlü nutkunu okumuş, nutkunun sonunda hükümet kurulmasına yönelik önergesini açıklamıştır. kuvvetler birliği esasına dayalı önerge, yürütme ve yasama yetkilerinin meclisin elinde toplanmasını ve meclisten seçilmiş bir heyetin hükümet işlerini yürütmesini istiyor; meclis başkanının aynı zamanda bu heyetin de başkanlığını yürütmesi gerektiğine işaret ediyordu. meclis bu öneriyi benimsemiştir. mustafa kemal paşa, 7 yıl sonra okuduğu nutuk’ta bu konuşmasına değindikten sonra bunun aslında cumhuriyetin habercisi olduğunu belirtir: “bu esaslara müstenit olan (dayanan) bir hükümetin mahiyeti, suhuletle (kolaylıkla) anlaşılabilir. böyle bir hükümet, hâkimiyeti milliye esasına müstenit halk hükümetidir. cumhuriyettir. böyle bir hükümetin teşekkülünde esas vahdet-i kuva (kuvvetler birliği) nazariyesidir” (3).

25-29 nisan 1920 tarihleri arasındaki görüşmelerden sonra kabul edilen 2 sayılı hıyanet-i vataniye kanunu’yla da meclisin amacı belirlenmiş ve meclisin bu amaca ulaşmada tek yetkili meşru organ olduğunun altını çizmiştir. kanunun birinci maddesi şöyledir: “yüce hilafet ve saltanat makamını ve osmanlı ülkesini yabancı güçlerden kurtarmak ve saldırıyı def etmek amacına yönelerek kurulmuş olan büyük millet meclisi’nin meşruluğuna başkaldırma niyetinde olarak, söz, eylem ve yazı ile karşı koyanlar ya da karışıklık çıkarmak isteyen kişiler vatan haini sayılır”. (4). hıyanet-i vataniye kanunu, meclisin sözde gayesini net olarak açıklamasının dışında, özellikle sekizinci maddesiyle yasama ve yürütmeden sonra yargı yetkisini de meclise vermesi bakımından önemlidir. maddede “bu yasa uyarınca mahkemelerce verilecek kararlar kesin olup, büyük millet meclisi’nce onaylandıktan sonra, yerlerinde infaz edilir. onaylanmazsa, meclisçe verilecek karara uyulur” denilmesi, tbmm’nin yargı yetkisini de bünyesinde topladığının göstergesidir.

üzerinde durulması gereken önemli bir nokta da bu dönemde ikili bir iktidarın söz konusu olmasıdır. gerçekten de ankara’daki tbmm hükümetinin yanı sıra istanbul’da da bir başka hükümet vardır. meclis bu konudaki belirsizliği 7 haziran 1920’de kabul ettiği bir kanunla gidermiştir. tbmm’nin 7 sayılı kanunu olarak kabul edilen bu kanunun birinci maddesinde “istanbul’un işgal tarihi olan 16 mart 1920’den itibaren büyük millet meclisi’nin onayı dışında olarak istanbul’ca yapılmış olan bütün antlaşma, anlaşma ve sözleşmeler ve kamusal kararlar ve verilmiş ayrıcalıklar ve maden devri ve verilen ruhsatnameler ile mütareke’den sonra yapılmış bütün gizli antlaşmalar ve doğrudan doğruya veya bir aracı eliyle yabancılara verilmiş ayrıcalıklar, madenlerin devri ve verilen ruhsatnameler geçersizdir” denilmiştir. (5).

devlet yapısını belirleme ve meclis hükümeti sisteminin yasal çerçevesini netleştirme yolunda en büyük adım 20 ocak 1921’de meclis’in 85 sayılı kanunu olarak kabul edilen teşkilat-ı esasiye kanunu’yla (1921 anayasası) atılmıştır. böylelikle, meclisin başından beri benimsemiş olduğu, yasamanın üstünlüğü ilkesinin katı biçimi olan meclis hükümeti (güçler birliği) sistemine anayasal bir çerçeve oluşturulmuştur. taha parla’nın da vurguladığı gibi, kabul edilen son şekliyle “1921 anayasasının temel kuruluş şeması içindeki ilişkiler hiyerarşisi şöyle özetlenebilir: millet egemenliği – yasama organı (özdeşlik ilişkisi); yasama organı – yürütme organı (vekâlet ilişkisi); yürütme organı – yönetim organları (bağlılık ilişkisi). kısası: halk – parlamento – hükümet – bürokrasi.” (6).

böylece kısa sürede atılan adımlarla ankara’da ülkenin kaderine bütünüyle el koyan yasal bir tbmm hükümeti kurulmuştur. tbmm hükümeti sistemine göre de siyasi karar alma sürecinde tartışmasız tek egemen tbmm’nin kendisidir. öyle ki heyet-i vekile ayrı bir programa sahip olamayacağı gibi, tek tek bakanlar da belirli işleri tbmm adına yürütmekle görevlendirilen ve tbmm tarafından teker teker doğrudan seçilen tbmm memurları olarak telakki edilmiştir.

yanlış anlaşılmış muhalefet

bilindiği gibi birinci meclis’te aynı zamanda önemli bir iktidar-muhalefet çekişmesi de yaşanmıştır. bu çekişme esas olarak sistemin yapı taşlarının yerli yerine oturtulmasından, yani 1921 anayasası’nın kabul edilmesinden sonra, 1921 ilkbaharında tbmm içinde birinci anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk grubu’nun kurulmasının ardından başlamış ve meclis kapanana kadar hararetle sürmüştür. iktidar-muhalefet çekişmenin özü, yakın zamana kadar sanıldığı gibi, bir ilerici-gerici veya islamcı-laik çekişmesi değildir. bu çekişme aslında, tam da, meclisin sistem içindeki yeri ve siyasi süreçteki rolü konusundan kaynaklanmıştır. birinci meclis’te yapılan tartışmalar incelendiğinde, muhalefetin karşı çıkışlarının tamamıyla, açılışından itibaren yasama yetkilerinin yanı sıra yürütme, hatta yargı yetkilerini de elinde bulunduran meclisin, bu egemen konumunu zaafa uğratacağı düşünülen uygulamalara yöneldiği görülmektedir. bir başka deyişle, muhalefet, 1921 anayasası’nda da açık bir biçimde ifadesini bulan millet egemenliği kavramına dayanarak, meclis üstünlüğü ve bu gücün üzerinde yetkili makam tanımamak konusunda olağanüstü duyarlı davranmıştır.

ilginç olan nokta, muhalefetin başlangıçta belirlenen ve yukarıda özetlediğim yasal çerçevenin dışına çıkan yeni taleplerle ortaya atılan bir muhalefet olmaması, aksine bu çerçevenin dışına taştığını düşündüğü yeni yasal düzenlemelere karşı çıkan ve başlangıçta benimsenen meclis üstünlüğü ilkesine dönülmesini isteyen bir muhalefet olmasıdır.

yeni yasal düzenlemelerden birincisi bakanların seçim yönteminde yapılan değişikliktir. ilk benimsenen esasa göre bakanlar tbmm tarafından herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmaksızın teker teker oylanarak seçilirken, 4 kasım 1920’de bu sistem değiştirilmiş ve bakanların yine tbmm tarafından, ama sadece tbmm başkanının göstereceği adaylar arasından seçilmesi esasına geçilmiştir. bu değişikliği her konuda tek egemen olan tbmm’nin üstünlüğü ilkesinden bir sapma ve tbmm’nin yetkilerinin sınırlanması olarak telakki eden muhalifler bu sisteme itiraz ederek yeniden başlangıçta uygulanan esasa dönülmesini istemişlerdir.

ikinci yasal düzenleme 5 ağustos 1921’de yürürlük süresi üç ay olmak üzere kabul edilen başkumandanlık kanunu’yla, tbmm’nin manevi şahsiyetinde bulunan başkumandanlığın mustafa kemal paşa’ya verilmesi ve kendisine tbmm yetkilerini kullanma hakkının tanınmasıdır. bilindiği gibi kanunun süresi izleyen dönemde aynı hükmü içererek üçer aylık sürelerle üç kez daha uzatılmıştır. muhalifler kanunun birinci maddesiyle mustafa kemal paşa’nın başkumandanlığa getirilmesine destek verirken, ikinci maddeyi meclis üstünlüğü ilkesinden bir sapma olarak değerlendirmişler ve tbmm yetkilerinin başkumandan’a devredilmesine karşı çıkarak, bu yetkilerin tekrar meclise devredilmesini istemişlerdir.

üçüncü yasal düzenleme tbmm denetimi dışında çalışan istiklal mahkemelerinin kurulmasıdır. muhalifler istiklal mahkemeleri üzerinde meclis denetiminin olmamasını meclis üstünlüğü ilkesinden bir sapma olarak değerlendirmişler, mahkemelerin kaldırılmasını veya bu mahkemeler üzerinde tbmm denetiminin sağlanması gerektiğini savunmuşlardır.

meclis üstünlüğü ve onun üzerinde yetkili bir güç tanımama ilkesinden hareket edilince, doğal olarak, heyet-i vekile’nin, meclise ait yetkileri, meclisin bilgisi dışında kullandığı her uygulama muhalefetin şiddetli tepkisini çekmiştir. ayrıca ülkede kanuna dayanan bir yönetim kurulması ilkesi de muhalefetin temel ilkelerinden biri olmuş, bunun doğal sonucu olarak ikinci anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk grubu temel hak ve özgürlükler konusunda oldukça duyarlı davranmıştır.

ikinci grup’un 16 temmuz 1922’de kabul ettiği üç maddelik programının birinci maddesinde meclisteki bütün mebusların üzerinde görüş birliği içinde bulunduğu misak-ı milli çerçevesinde milli birlik ve bağımsızlığa ulaşmak amaçlanırken, ikinci maddede “mevcut kanunların milli egemenlik ilkesine göre değiştirilmesi ve düzeltilmesi öngörülmüştür. bu maddenin hedefleri, somut olarak, 5 ağustos 1921’de kabul edilen başkumandanlık kanunu’nun ikinci maddesi, bakan seçiminde aday gösterme uygulaması ve tbmm’nin istiklal mahkemelerinin çalışmaları üzerinde denetim hakkının bulunmamasıdır. herkesin hukukunun dokunulmazlığı ve saygınlığını sağlamayı hedefleyen 3. madde ise, muhaliflerin temel hak ve özgürlükler konusundaki duyarlılığının, grup programına yansımasıdır.

ikinci grup daha sonra 7 maddelik bir program yapmıştır. bu programın ilk maddesinde “genel hukukun esas hükümlerine ve milli egemenliğe aykırı yetki, ayrıcalık, kuruluş ve icraat yürürlükten kaldırılmalıdır” denilerek temel esas ortaya konulmakta, izleyen maddelerde ise bu esasa aykırı bulunan kanun ve uygulamalar sayılıp, bunların yürürlükten kaldırılması istenmektedir. hemen eklemek gerekir ki, bu ilk madde, grup’un 16 temmuz 1922’de yaptığı 3 maddelik ilk programın ikinci maddesinde belirlenen esasla aynı doğrultudadır ve onu biraz daha açmaktadır.

başkumandanlık kanunu, istiklal mahkemelerine ilişkin kanun ve vekil seçimlerinde aday gösterilmesini öngören kanun, ikinci grup’ça, birinci maddede belirtilen ulusal egemenliğe aykırı kanunlar arasında sayılmış, programın üç, beş ve altıncı maddelerinde bunların kaldırılması gerektiğine işaret edilmiştir. üçüncü maddeyle, ayrıca, heyet-i vekile’nin görev ve sorumluluklarının ayrıntılı olarak belirlenmesi ve heyet-i vekile’nin, yetki alanı içinde sayılmayan konularda, meclisin bilgisi dışında icraatta bulunmasının önlenmesi istenmiştir (birinci meclis’te benimsenen anayasal çerçeveye göre meclisin hem yasama hem de yürütme yetkileriyle donatılmış olduğu gözden kaçırılmamalıdır ve “millet meclisi iç tüzüğünün, meclisin sahip olduğu yürütme yetkisine göre düzeltilerek yetkinleştirilmesi”ni isteyen ikinci grup programının dördüncü maddesi de bu çerçeve içinde değerlendirilmelidir). altıncı maddeyle, ayrıca, zorunlu hallerde kurulabilecek istiklal mahkemeleri’nin, kanuni sınırlar içinde hareket etmeleri istenmektedir. programın ikinci maddesinde heyet-i vekile başkanlığı ile meclis başkanlığının birbirinden ayrılmasını öngörülürken, yedinci maddesinde meclis başkanlık divanının tarafsızlığının sağlanması istenmiştir.

bir başka ilginç nokta, muhalefetin tbmm’nin başlangıçta benimsenen ve teşkilât-ı esasiye kanunu’yla anayasal bir çerçeveye kavuşturulan sistemden sapma olarak değerlendirdiği yasaların yürürlükten kaldırılması için verdiği mücadeleden başarıyla çıkmış olmasıdır. muhaliflerin meclisteki ağırlığı özellikle, ikinci anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk grubu adıyla örgütlenmeyi gerçekleştirdikleri 1922 temmuzu’nda yoğun olarak hissedilmiştir.

8 temmuz 1922’de muhalif milletvekillerinin oylarıyla, bakan seçiminde aday gösterme yöntemini yürürlükten kaldırılmış ve bu arada aynı kanunla, ayrı bir heyet-i vekile reisi’nin meclis tarafından doğrudan seçilmesi esasını getirilerek kuvvetler ayrılığına yönelik önemli bir adım atılmıştır. 20 temmuz 1922’de, başkumandanlık kanunu süresiz olarak uzatılırken, bu kanunun başkumandan’a verdiği, meclis yetkilerini kullanma hakkı geri alınmıştır. söz konusu yetkilerin kaldırılmasıyla, başkumandanlık emriyle kurulan ve meclis denetimi dışında faaliyet gösteren istiklal mahkemeleri’nin görevleri sona erdirilmiştir. 31 temmuz 1922’de istiklal mahakimi kanunu kabul edilmiş, bu kanunla, o tarihten sonra kurulacak istiklal mahkemeleri üzerinde meclis denetimi kurulmuştur. muhalifler bu kanunun çıkmasından sonra yeni istiklal mahkemeleri kurulması konusunda oldukça gönülsüz davranmıştır. bu tarihten sonra, ikinci grup’un da desteğiyle, sadece elcezire’de, o da görev alanı asker kaçakları sorunuyla sınırlı olmak üzere, bir tek istiklal mahkemesi kurulmuştur. ikinci grup, meclis üstünlüğü ve yetkilerin kullanılış biçimi konusundaki titizliğini bu dönemde de sürdürmüş, meclise ait yetkilerin, heyet-i vekile ya da meclis reisi’nce, meclisin bilgisi dışında kullanılmasına sürekli tepki göstermiştir. tbmm tutanakları bu tür tepkilerin örnekleriyle doludur.

muhalefetin tbmm’nin sistem ve siyasi karar alma süreci içindeki üstün konumu konusunda gösterdikleri bu duyarlılık ve bu konuda istedikleri yasal düzenlemeleri gerçekleştirmiş olmaları kadar ilginç olan bir başka nokta da, iktidarın tbmm çoğunluğunun iradesine saygı göstermesi ve bu yasal değişiklikleri içine sindirmiş olmasıdır. bu da düzeyli bir iktidar – muhalefet çekişmesinin yaşandığının göstergesidir.

bununla birlikte, yakın zamana kadar, birinci meclis’teki iktidar-muhalefet çekişmesinin, esas itibarıyla, laik, cumhuriyetçi ilericiler ile osmanlı düzeni, şeriat ve saltanat yanlısı gericiler arasında yaşanan bir çatışma olduğu yolundaki iddia yaygın olarak kabul görmüştür. mustafa kemal paşa’nın 1923 başında, izmit’te, gazetecilere, ikinci grup hakkında bilgi verirken, “şimdi bu ayrılan adamlar; bu grup ile öteki grup arasında, hakikatte aramızda bir prensip ihtilafı yoktur. bu ihtilaf, fikir ve içtihat ihtilafı mıdır diye mukayese ettiğimiz takdirde görürüz ki sırf menfaat ve hissi şeylerden doğma bir şeydir “ (7) demiş olmasına rağmen, uzun yıllar, “laik-devrimci-ilerici birinci grup / şeriatçı-saltanat yanlısı-islamcı-gerici ikinci grup” ayrımının yaygın kabul görmesi birçok nedene bağlanabilir:

birincisi, birinci meclis, aynı zamanda savaş koşullarının meclisi olduğundan, bu meclisteki her türlü muhalif hareket, ulusal direnişe karşı çıkan istanbul’daki saltanat ve hilafet makamıyla aynı konuma düşen bir hareket olarak algılanmıştır.

ikincisi, ikinci grup’un muhalefet ettiği iktidardaki birinci grup’un başında mustafa kemal paşa gibi son derece karizmatik bir lider vardı. ulusal direniş hareketini başarıyla sonuçlandırıp, türkiye cumhuriyeti’ni kuran böyle bir lider olumlanırken, ona ve hareketine yönelik her türlü muhalefet, bu arada ikinci grup muhalefeti için olumsuz sıfatlar kullanma gereği duyulmuştur.

üçüncüsü, meclis’in amacı, açılıştan itibaren uzun süre saltanat ve hilafet makamının, vatan ve milletin kurtarılması olarak tanımlanmış, bu gayeye hıyanet-i vataniye, nisab-ı müzakere ve teşkilat-ı esasiye kanunları’nda yer verilmiştir. bizzat mustafa kemal paşa tarafından da muhafazakâr kesimlerin tepkisini çekmemek, desteğini kaybetmemek kaygısıyla, önceleri sık sık vurgulanan bu sözde gaye daha sonra yanlış bir biçimde ikinci grup’a mal edilmiştir.

dördüncüsü, ikinci grup, resmi tarihte, sonuca bakılarak mahkûm edilmiştir. mustafa kemal paşa ve önderlik ettiği birinci grup’un sonuçta osmanlı devleti’nin yıkıntıları üzerinde türkiye cumhuriyeti’ni kurmuş olmaları, bu süreç içinde kendilerine yönelik her türlü muhalefet hareketinin eski düzen yanlısı olarak suçlanmasını kolaylaştırmıştır.

beşincisi, birinci meclis’te birinci ve ikinci grup’tan başka çoğunluğunu hocaların oluşturduğu bağımsız bir grup da vardı. mustafa kemal paşa, 1923 başında bağımsızlar için şu değerlendirmeyi yapmıştır: “iki grup arasında kalmış bir takım mürteciler, bir takım menfaatperestler vardı. bunlar kendi menfaatini hangi taraf alırsa, o tarafı tercih ederdi. ve bu hariç kalan insanlar hiçbir menfaati temin edilecek insanlar değillerdi ve onun için dürüst hareket etmek isteyen birinci grup’tan bunlar ekseriya mütebaid (uzak) bulundular” (8). böyle bağımsız bir grubun da, birinci grup’a muhalefet etmiş olması, konuyu daha sonra inceleyenlerin, bu bağımsızlarla ikinci grup’u özdeşleştirmesini kolaylaştırmıştır. ayrıca grupların üye listelerinin sağlıklı olarak bilinmemesi, araştırmacıları birinci grup’un dışındaki tüm mebusları tek bir başlık altında, ikinci grup kategorisi altında, toplama yanılgısına düşürmüştür.

altıncısı, ikinci grup’un örgütlü olarak faaliyeti, bir yılı bile bulmayan çok kısa bir süreyle sınırlıdır. ayrıca, grubun faaliyetleri (görüşlerini açıklamak amacıyla 19 ocak – 8 nisan 1923 tarihleri arasında 68 sayı çıkan tan gazetesini yayınlamak dışında) meclis çerçevesi dışına taşmamıştır. öyle ki, istanbul basını bile ikinci grup’un varlığından grubun faaliyetlerine son vermek üzere olduğu 1923 nisanı içinde haberdar olmuştur. meclis dağıldıktan sonra da grup faaliyetine son vermiştir. ikinci grup’un bu kadar sınırlı bir süre faaliyet göstermesi ve geriye yeterli belge bırakmaması nedeniyle, grubun niteliği anlaşılamamıştır.

yedincisi, meclis kapandıktan sonra türkiye’deki siyasal yaşam sahnesinden çekilen ikinci grup’un lider ve üyeleri, tek parti döneminin koşulları altında, hareketlerine yöneltilen suçlamalara cevap verme imkânı bulamamış, bu yüzden, yöneltilen suçlamaların genel kabul görmesi kolaylaşmıştır.

sekizincisi, ama önem bakımından belki de birincisi, akademik çevrelerde hâkim olan yöntem sorunudur. türkiye’de akademik çevrelerin ve araştırmacıların önemli bir bölümünde olguları araştırırken, bunları birincil kaynaklardan bakıp doğrulamak yerine, genel kabul gören klişeleri sorgusuz sualsiz kabul etme ve tekrarlama anlayışı egemendir. ikinci grup için yapılan yakıştırmalar da kitaptan kitaba olduğu gibi aktarılmıştır. uzun yıllar, ikinci grup hakkında söylenenlerin çok sınırlı kalması büyük ölçüde bundan kaynaklanmaktadır.

birinci meclis’ten alınacak ders

şaşırtıcı bir biçimde gerek egemen tarih yazımı anlayışı, gerekse islamcı çevreler, yıllar yılı, birinci ve ikinci grupları, analitik olarak, tamamen aynı doğrultuda değerlendiregelmişlerdir. her iki anlayış da birinci grup’un “osmanlı düzenini yıkıp, yerine laik bir devlet kuran ilericilerin” grubu; ikinci grup’un ise “osmanlı düzenine, saltanat ve hilafet kurumlarına sıkıca bağlı muhafazakârların” grubu olduğunu ileri sürmüştür. gerçeğe aykırı olarak yapılan bu laik – islamcı ayrımının doğal sonucu olarak, egemen tarih yazımı anlayışı birinci grup’a sahip çıkarak ikinci grup için olumsuz sıfatlar kullanmış, buna karşılık islamcı çevreler sık sık birinci meclis’e vurgu yaparak ikinci grup’a sahip çıkmıştır.

oysa günümüzde de anlamını koruyan birinci meclis tecrübesinden alınması gereken ders çok daha farklıdır. sahip çıkılması gereken şu veya bu grup değil, meclisin açıldığı günden başlayarak, bir bütün olarak hem iktidarı destekleyen milletvekilleri, hem de daha sonra muhalefete geçecek olan milletvekillerinin el ele vererek kurmuş oldukları meclis üstünlüğüne dayalı sistemin kendisidir. bu yapılırken, tbmm’nin sistem içindeki üstün konumunun muhafazası için muhalefet eden ve bunda başarılı olan muhalefet için olumsuz sıfatlar kullanma alışkanlığı da terk edilmelidir. unutmamalı ki, birinci meclis’te kurulan sistem ve ikinci grup’un bu sistemin muhafazası için verdiği mücadele, bu meclisin türkiye’nin en demokratik meclislerinden biri olarak anılmasını olanaklı kılmıştır. büyük bölümü işgale uğramış ve ağır savaş koşulları altında yaşayan türkiye’nin, kuruluş yıllarında, böylesine demokratik bir meclise sahip olması ve kurtuluş savaşı’nı böyle bir meclisin yönetimi altında başarıya ulaştırmış olması, türkiye için, bugün de, gelecekte de kıvanç verici bir miras olarak anılmalıdır. tbmm’nin zamanla azalan sistem içindeki yeri ve siyasî süreçteki rolü yeniden tesis edilirken gözden uzak tutulmaması gereken bir mirastır bu.

notlar

1. bu konuda esas olarak şu çalışmama bakılabilir: ahmet demirel, birinci meclis’te muhalefet: ikinci grup, istanbul, iletişim yay., 1994.
2. tarık zafer tunaya, “türkiye büyük millet meclisi hükümeti’nin kuruluşu ve siyasi karakteri”, tarık zafer tunaya, devrim hareketleri içinde atatürk ve atatürkçülük, ankara, turhan kitabevi, 1981, s. 220-221.
3. mustafa kemal atatürk, nutuk, istanbul, milli eğitim bas., 12. basım, cilt 2, s. 438.
4. hıyanet-i vataniye kanunu üzerindeki meclis görüşmeleri için bkz. tbmm zabıt ceridesi (tbmm zc), cilt 1, s. 63-64, 66, 79-84, 99-109, 115-122, 127-134, 137-145.
5. tbmm zc, cilt 2, s. 144.
6. taha parla, “türkiye cumhuriyet anayasalarında yasama – yürütme – yargı ilişkileri”, taha parla, demokrasi, anayasalar, partiler ve türkiye’nin siyasal rejimi, istanbul, onur yay., 1986, s. 15.
7. arı inan, gazi mustafa kemal atatürk’ün 1923 izmit-eskişehir konuşmaları, ankara, türk tarih kurumu yay., 1982, s. 10.
8. age., s. 59.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s