Mihri Belli ve 64 Yıl Sonra Kavuştuğu Tezi

“Türkiye ve Yunanistan arasında gerçekleşen zorunlu nüfus mübadelesine ekonomik açıdan bir bakış”

1940 yılında Mübadele üzerine yüksek lisans tezi yapan Mihri Belli 95 yaşında vefat etti. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden mezun olduktan sonra yüksek lisans eğitimi için gittiği Amerika’daki Missouri Üniversitesinde tez olarak “Türkiye ve Yunanistan arasında gerçekleşen zorunlu nüfus mübadelesine ekonomik açıdan bir bakış” konusunu seçti. Tezin varlığından haberdar olan Lozan Mübadilleri Vakfı yöneticileri tezin bir kopyasını temin için Mihri Belli ile ilişkiye geçti. Tezin bir kopyasının kendisinde olmadığını söyleyen M.Belli: “Kimbilir hangi polis baskınında alınıp götürülmüştür.” dedi. Amerika’da o tarihlerde (2004) doktora yapan Aslı Iğsız tezin bir kopyasını üniversite kütüphanesinden temin ederek LMV’ye gönderdi. Bunun üzerine tezinin bir nüshasini da yanımıza alarak Müfide Pekin ile M.Belli’yi ziyarete gittik. M.Belli aradan 64 yıl geçtikten sonra tezine tekrar kavuşmuş oldu.

Müfide Pekin tarafından İngilizce’den Türkçe’ye çevrilen tez Belge Yayınları tarafından 2004 yılında yayımlandı. Tezin telif haklarını M.Belli Lozan Mübadilleri Vakfına bağışladı.

“Türkiye ve Yunanistan Nüfus Mübadelesi-Ekonomik Açıdan Bir Bakış” adıyla yayımlanan tezi ile ilgiili değerlendirmeler LMV’nin web sitesinin yayınlar kısmından incelenebilir.
Ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

LMV Yönetim Kurulu adına
Sefer Güvenç

www.lozanmubadilleri.org.tr

Gene “Mübadele” Üzerine

Mihri Belli
24 Aralık tarihli “Radikal”’in Kitap ekinde Mehmet Ali Göraçtı’nın “Mübadele’ye Mihri Belli Bakışı” başlıklı yazısı yayınlandı. Değerli bir inceleme. Ama gene de bir iki noktaya değinmeden geçmiyelim. Benim yüksek lisans (Masters) aldığım üniversite Missouri Üniversitesidir, Mississippi değil.

İncelemenin sonunda tezin yazarını hedef alan bir eleştiri var. Üzerinde de kısaca duralım. Şöyle deniyor: “Bu tez…. şüphesiz ki bir boşluğu dolduduruyor. Ancak konuyu ele alırken yapılan modelleme dolayısıyla cuhuriyet öncesi dönemin derinlik içermeyen bir bakış açısıyla değerlendirilimesi sonucu neredeyse olan biten herşeyin faturasını Osmanlı dönemine çıkarılması ise bu kitabın en tartışmalı yanını oluşturuyor.”

Yazarın eleştirisi tüm haksız sayılmaz. Kendisini bu yargıya vardıran cümleler buraya alıyorum: “….Rum azınlığın yabancı emperyalist işgalcilerin ajanlığını yapmak gibi alçakca bir rol üstlendiği doğrudur. Fakat bunu yıllarca baskı altında tutan teokratik emperyal Osmanlı İmparatorluğuna karşı duydukları nefretin yarattığı umutsuzluk içinde yapmışlardır. Türk ihtilali de işte ayni kötülük kaynağına karşı yapılmıştır. Rum azınlığın, o zaman olduğu gibi bugün de, Türkiyenin ilerici güçleriyle çıkarları paraleldir.“

Bu satırları yazan şahıs 24 yaşındadır. 1936’dan beri, ömrünün son dört yılını yurt dışında geçirmiştir. Vatan hasreti nedir bilir. Sosyalist literatürün belli başlı yapıtlarını okumuştur ama, Türk tarihi bilgisi lisede öğretilenlerle sınırlıdır. Bu havada olan bir kimseden “derinliği olan” kusursuz bir değerlendirme beklemek aşırı iyimserlik olmuyor mu? Ayni konuyu bugün yazsaydım herhalde Enkizisyonu tanımamış olan Saint Bartelemy gecelerini yaşamamış bulunan Osmanlı toplumunu Batı ile kıyaslarken bu farka işaret etmeden geçmezdim. Bu satırları gözden geçirmeyi düşünmedim değil. Ama doğru hareketin, tezi olduğu gibi bırakmak olduğuna karar verdim.

Bununla birlikte söz konusu tezin yazarı, “Önsöz”, “Tarihsel Arka Plan” ve “Sonuç” bölümlerinde açıklandığı gibi, Osmanlı toplumunda, Orta Çağ Avrupasından farklı olarak, resmi din dışındaki dinler için bir hoşgörünün egemen olduğunu ve bu yüzden gelişen bujuvazinin büyük kesiminin gayri-müslimlerden oluştuğunu yani köylülük kitlesiyle ayrı dinden olduğunu ve anti-feodal ittifakın kurulmasının bu yüzden zorlaştığını görebilecek kadar empoze edilen kalıplar dışında düşünme yeteneğine sahip bulunuyor.

Tezde Osmanlı toplumunun niçin bir burjuva demokratik devrimi, demokratik devrimler çağında yapamadığı sorusuna yanıt ararken savunulan baslıca görüş budur. Gökaçtı’nın bu konuya hiç değinmemiş olmasını bir eksiklik sayıyoruz. Tartışmamız gereken başlıca konu bu olmalıydı.

26 Aralık 2004

“Mübadele Tezi” 65 Yıl Sonra Kitap Oldu

"Türkiye ve Yunanistan, kendi ülkelerinin yurttaslarini, onlarin isteyip istemedigini asla sormadan, din esasi üzerinde mübadele etti. Birçoklari gittikleri ülkenin dilini bile bilmiyordu ve çok farkli iklim ve kültür ortamlarinda buluverdiler kendilerini. Mihri Belli, 1940 yilinda, Mississipi Üniversitesi'nde okurken, tez konusu olarak bu konuyu seçti ve sicagi sicagina bir arastirma yapti. "Mübadele konusunun ilk kez alinmaya baslandi 1990'lardan tam yarim yüzyil önce... Ilgiyle okuyacaksiniz."-Ragip Zarakolu
“Türkiye ve Yunanistan, kendi ülkelerinin yurttaşlarını, onların isteyip istemediğini asla sormadan, din esasi üzerinde mübadele etti. Birçoklari gittikleri ülkenin dilini bile bilmiyordu ve çok farkli iklim ve kültür ortamlarinda buluverdiler kendilerini. Mihri Belli, 1940 yilinda, Missouri Üniversitesi’nde okurken, tez konusu olarak bu konuyu seçti ve sıcağı sıcağına bir araştırma yaptı. “Mübadele konusunun ilk kez alınmaya başlandı 1990’lardan tam yarım yüzyıl önce… İlgiyle okuyacaksınız.”-Ragıp Zarakolu

Kaynak : Beyoğlu Gazetesi / Celal BAŞLANGIÇ

Lozan Mübadilleri Vakfı Genel Sekreteri Sefer Güvenç, yazar Mihri Belli’yi arıyor telefonla; “Sizin mübadele üzerine İngilizce bir çalışmanız var. Yunanlılarda bu konuyu işleyen çok. Türk olarak bir tek siz varsınız. Biz İngilizce metni Türkçe’ye çevirtmek istiyoruz ve bir önsöz yazmanızı. Bunun için sizin onayınızı almak istiyoruz.”

Önce kendisinden tezin bir nüshasını istediklerini sanıyor Belli. Ama elinde söz konusu tez yok. “Kim bilir hangi polis baskınında alıp götürülmüştü” diye düşünerek yanıtlıyor Güvenç’i:

“Bende tez yok.”

“Bizde var” diyor Güvenç, “Size de bir kopyasını sunacağız.

Güvenç, Belli ile buluştuklarında tezinin bir örneğini veriyor. Böylece 1940’ta yazdığı teze yıllar sonra kavuşmuş oluyor Belli.

Kitaba kaynak olan tezin adı “Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi/Ekonomik Açıdan Bir Bakış.”

Güvenç tezi ortaya çıkararak nasıl bir işlevi de yerine getirdiklerini aktarıyor:

“Mihri Belli’nin, Mübadele üzerine tezinin Missouri Üniversitesi’nde olduğunu öğrendik. Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) doktora yapan bir öğrenciyi üniversitenin kütüphanesine gönderdik. 1940’da verilmiş tez orada duruyordu.

Yunanistan tarafında mübadele ile ilgili çalışmalar 1930’lu yıllarda başlıyor. Türkiye tarafında ise son zamanlara kadar yapılmış ciddi bir çalışma yoktu. Bu açıdan Mihri Belli’nin tezi bir ilk özelliği taşıyor.

Yunanistan tarafında çalışmalar erken başlamış ama yakın zamana kadar onlarınki de tek yanlıydı. İki yanlı bakmıyorlardı meseleye. Yalnızca ‘Küçük Asya felaketi’ olarak vardı kafalarında. Oysa mübadele iki yanlı bir olaydı. Lozan Mübadilleri Vakfı meselenin iki yanlı olduğunu Yunan tarafına da anlatmayı sürdürüyor. Bakışlarını mümkün olduğunca değiştiriyoruz.”

Vakfın Başkan Yardımcısı Müfide Pekin’in Türkçe’ye çevirdiği tezin ilk bölümünde Rumların Türkiye’den göçünün 1912 Balkan Savaşı’yla başladığı ve bu tarihten sora sürekli olarak yaşandığının altı çiziliyor.

Göç, ilk olarak 1914-1915 yıllarında Jön Türklerin Ege kıyılarını askeri nedenlerle Türkleştirme politikasının bir sonucu olarak en üst noktasına ulaşmış, daha sonra 1922-23’de, Yunan ordularının Anadolu’da felaketle sonuçlanan yenilgileri sonunda bir kez daha çok büyük boyutlarda yaşanmış.

Terk ettikleri ülkenin ekonomik yaşamında önemli bir rol oynayan Rumları Mihri Belli, “Mallarının büyük bir bölümünü geride bırakarak muzaffer bir ordunun önünden kaçmaya çalışan insanlardı” diye anlatıyor.

Belli’ye göre, Türkiye ile Yunanistan hükümetleri arasında imzalanan zorunlu nüfus mübadelesi anlaşmasından önce 1912-1913 yıllarında Türkiye’den göç eden Rumların sayısı yaklaşık olarak 1 milyon 100 bin kişi. Lozan Anlaşması öncesinde Yunanistan’dan 1912’deki Balkan Savaşı sonrasında Türkiye’ye göç eden Müslüman Türkler 10 bin dolayında. Gelenlerin büyük çoğunluğu memurlar, çeşitli meslek erbabı ve toprak sahibi kişiler. 1914 yılında yaklaşık 115 bin Müslüman Türk’ün Yunanistan’dan ayrıldığı tahmin ediliyor.

1922’den sonra Türkiye’den Yunanistan’a göçen Rumların sayısı yaklaşık 1 milyon 70 bin. O sıralarda Yunanistan nüfusunun yaklaşık 6 milyon olduğu düşünülürse, bunun ülkede nasıl bir çalkantıya yol açtığı ortaya çıkar.

Mübadele Anlaşması’ndan sonra Yunanistan’dan Türkiye’ye gelen Müslüman Türk sayısı da 389 bin. Türkiye’nin nüfusu o yıllarda 14 milyon dolayında.

İki tarafın insanları da sancılı bir süreç yaşar. Mübadele işini yürütmek için bir karma komisyon kurulur. Ancak bu sorunları çözmede etkisiz kalır.

Anlaşmaya göre Türk topraklarında yerleşmiş Rum Ortodoks dininden Türk uyruklularla Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyruklular “mübadeleye tabi olacak ahali”ydi. Batı Trakya Türkleri ile İstanbul Rumları bu sözleşmenin dışında bırakılmıştı.

Mübadelenin ana kriteri, ne ırk ne de dildi. Sadece dindi. Gerisini Mihri Belli aktarıyor:

“Batı Trakya’da yaşayan Müslümanların büyük bölümü sadece Yunanca konuşmaktaydı, buna karşılık Anadolu’da yaşayan birçok Rum için de Yunanca bir yabancı dildi. Irka dayalı bir kriter koymak da aynı derecede anlamsız ve uygunsuz olurdu.

Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye’deki azınlıkların mübadelesi üzerine yaptığı (biraz Yunan milli şovenizminin kokusu sinmiş de olsa yine de olağanüstü bir kitap olan) kapsamlı çalışmasında, Stephen P. Ladas şöyle demektedir:

‘Yunanistan’da Müslüman nüfusun oldukça büyük bir kesimi Yunanca konuşmakta olup bunların Anadolu’nun bağrındaki Müslümanlarla ortak bir yanı yoktur. Öte yandan, Anadolu’nun birçok yöresinde yaşayan Rumlar, Türkçe konuşmaktaydı ve hiçbir şekilde tek bir ırka mensup değillerdi.’

Yazarın kendisi de, daha sonra Müslüman dininden Yunan uyrukluların yerleştirildiği, Türkiye’de bir küçük kasabada, nüfusun büyük çoğunluğunu Türk uyruklu Rum Ortodoksların oluşturduğu dönemde doğup yetişmişti. Bu kasabada mübadeleden önce muhtarlık seçimleri için propaganda kampanyası Türkçe yürütülüyordu. Mübadeleden sonra bu kampanyalarda Yunanca konuşulması zorunluluk haline geldi, çünkü artık dinleyenlerin büyük çoğunluğu Türkçe bilmiyordu.

Ne var ki, mübadelenin esas nedenlerinin dinsel hoşgörüsüzlük olduğunu söylemek büyük bir yanılgı olacaktır. Ayrım kriteri olarak din kullanılmış olsa da, mübadeleye yol açan esas neden, her iki ülkede de var olan milli, şoven uzlaşmaz çelişkilerdir.”

Belli’nin tezine göre göçün örgütlenmesi düzenli ve yeterli olmaktan çok uzaktı. Yunanistan’da hali hazırda çok büyük sayıda göçmen bulunduğundan, bunlara yer açılması amacıyla Türk azınlığı yola çıkarma işlemlerine hız verildi. Ayrılanların yerine yeni gelenleri yerleştirme yöntemi hemen uygulamaya sokulmadı. Birçok yerde haksız uygulamalar yapıldı. Gidecek olanlar boşaltma tarihinden önce evlerinden çıkartıldılar. Türk tarafında da işler pek parlak yürümüyordu. Rumların ayrılması aceleye getirildi yada ertelendi. Anadolu’dan ayrılmak üzere limanlara yığılan sayısız Rum, o tarihte artık mallarına el konulmuş olan köylerine geri dönmeye zorlandılar.

Limanlarda tahliye gemilerine binmek için uzun bekleyişler oluyordu, gemiler gecikiyordu. Mübadillerden şansı yaver gidenler bazı kamu binalarında ve çadırlarda barınma imkanı buldular. Yola koyulanlar açlıkla, soğukla ve hastalıkla savaşmak zorunda kalıyordu.

Tezinin sonuç bölümünde Belli öncelikle “Herhangi bir nüfus göçü projesinin, göçe maruz bırakılan insanların mülkiyet hakkını çiğnemeden yürütülmesinin mümkün olmadığını açıkça ortaya koymuştur” saptamasını yapıyor.

Belli’nin tezinde zorunlu göçün getirdiği iki önemli ekonomik sonuç da yer alıyor.

Birincisi Mübadelenin değiş tokuş edilen kişiler üzerinde doğrudan etkisi olmuştur. Bu kişiler çok büyük sıkıntılar çekmişlerdir.

İkincisi, mübadele söz konusu olan her iki ülkede çoğunluğu teşkil eden nüfus üzerinde de etkili olmuştur. Bu etkinin iki yönü vardır. Bunların birincisi göçün kendisinin ve göçmen iskanının maliyetinin tüm halk tarafından kolektif olarak yüklenilmiş olmasıdır. Diğeri ise göçün söz konusu her iki ülkede de ekonomik uyum sorunları yaratmış olmasıdır.

Türkiye mübadeleyle çok önemli bir ekonomik gücü elinde tutan nüfusun bir bölümünü kaybetmiştir. Bunun gözle görülür sonuçlarından biri, Anadolu’nun ve Trakya’nın her yerinde göze çarpan, her biri bir zamanlar zengin ticaret merkezleri olan hayalet şehir ve kasabalardır.

Yunanistan’da şehirlerde, kentli nüfusun üretkenliğini aşağıya çeken bir nüfus patlamasıyla karşı karşıya kalmıştır. Yunanistan’da göçmenlerin şehirlere akmasıyla varoşların giderek yayılması, mübadelenin çirkin yüzlü sonuçlarından bir diğeridir.

Mihri Belli’nin tezinden kaynaklanan kitabın ortaya çıkardığı iki önemli gerçek var. Birincisi 40’lı yıllarda, hiç kimsenin Türkiye’de tartışma gereği bile duymadığı konuyu Mihri Belli’nin ABD’deki bir üniversitede tez çalışmasına dönüştürmesi ve o tarihlerdeki görüşlerinin bu güne taşınan sağlam unsurlar içermesi.

İkincisi de Lozan Mübadilleri Vakfı’nın, 65 yıldır unutulmuş bu tezi ABD’deki üniversitenin mikrofilm arşivinden bulup gün ışığına çıkartması.

İnsanların ve toplumların belleği sıcağı sıcağına yaşanan günlerde ‘nisyan ile malul’ sanılabilir. Ama yaşamın ve tarihin belleği asla unutmuyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s