Başkalarının geçmişinde kaybolmak

Dücane Cündioğlu

Siyaset gençlere evvelemirde tecrübesiz ve hissîoldukları için ihtiyaç duyar, zira gençler muhakeme için gerekli bilgi ve tecrübeye sahip olmadıklarından manipüle edilmeye elverişli bir konumda bulunurlar.

Genç adam eyleme geçmek için makul gerekçelere ihtiyaç duymaz, bilakis inanması ve iknâ olması kâfidir. Makul gerekçeler, ona göre, yapmak ve eylemekten çok konuşmayı tercih eden mıymıntılara, yetişkinlere ve yaşlılara yakışır. O da bu yüzden acilci değil midir zaten?

Muhakeme ve muhasebe sözcüklerinden pek hoşlanmaz, zira muhakemeyi de, muhasebeyi de gerektirecek kadar tecrübeye (bir geçmişe) henüz sahip olmamıştır. Başlangıç noktası onun başladığı noktadır. Geçmiş denecek kadar bir geçmişi yoktur, gelecek ise henüz gelmemiştir, gerçekte sade başladığı an vardır. Buna karşın geçmiş kendisinin değil, her halukârda ve hep başkalarının (büyüklerinin) geçmişidir.

Kişi kendi tecrübelerinden bile ders al(a)mazken, başkalarının tecrübelerinden nasıl ders alsın!

İdeolojiler tarafından geçmişin gençlere yönelik olarak ve sadece motivasyon (manipülasyon) amaçlı kullanılması bir tesadüften mi ibaret?

Ne yazık ki hayır, bu bir tesadüf değildir, çokluk istismardır.

Herkes bilir ki genç adamın inanma kabiliyeti yüksektir, dolayısıyla terbiye ve talime olduğu kadar istismara da müsaittir. Anlamaktan ziyade iknâ ve tatmin olmayı istemesi, düşünmek ve anlamak yerine duygularının kılavuzluğuna güvenmesi doğaldır ve fakat doğru değildir, yanlıştır. İşbu yanlış —iş işten geçmemişse— genç adamın istifade edebileceği ilk tecrübeleri arasında yer alacaktır.

Siyasî veya fikrî gençlik teşkilâtları —bilhassa ülkemizde— gençlerin şu veya bu ölçüde siyaset ve düşünceyle tanıştıkları ortamlardır. Gençler bu ortamlarda, doğru ya da yanlış bir iddia, bir dâvâ sahibi olurlar. Bir şeyler yolunda gitmemektedir ve bu gidişe bir dur demek gerekmektedir. Genç adam çoktan dur demek için elini kaldırmıştır bile. (Onun için önemli olan istikametin mahiyeti değil, mevcudiyetidir.)

Siyasî fikirler, özü gereği, sabit değildir, değişir, bugün bunlar, yarın şunlar uygundur. Bugünün doğrusu, yarının yanlışı olabilir, olmaktadır da.

Peki ya inanma kabiliyeti?

El kaldırma, dur deme isteği?

Düşünmek, anlamak ve açıklamak arzusu?

Gençliğin trajedisi burada başlar, yanıldığını farkettiği an, inanma kabiliyetini, dur deme isteğini, düşünme, anlama arzusunu daha orta yaşlarına gelmeden kaybeder. Yanılmıştır. Tabiatıyla bir daha yanılmak istemez!

İdeolojik geçmişe sahip kimselerde sıklıkla rastlanan orta yaş eyyamcılığının ya da yetişkinlere mahsus siyasî ya da fikrî dalkavukluğun dikkate değer sebeplerinden biri de işbu yanılma sendromudur, yani tek enayi ben miyim, sendromu. Oysa inanma kabiliyetini muhafaza edebilen insanlar için ancak yanılmanın bir değeri vardır, zira ancak onlar bir kere daha, bir kez daha, bir defa daha arayabilirler ve ancak böyleleri bulabilirler.

Evet kişi eğer isterse bir kere daha, bir kez daha ve bir defa daha arayabilir.

Aramak yola çıkmaktır, yola çıkmak yoldan çıkmaktır.

Aramak soru sormaktır, soru sormak yol adına ve yola dönmek için yoldan çıkmaktır.

Demek ki çıkış ancak yola çıkmakta ve/veya soru sormakta.

Bazıları soru sormaktan çabuk yorulurlar. Oturmak ve ilk oturdukları menzilde çadır kurmak isterler. Yol yorar çünkü. Sorularının cevaplarını bulduklarına inanmaları bundandır, yorulmuşlardır.

Niçin tekrar yola düşülmez?

Yolda düşüldüğü için.

Yolda düşenler yola düşemezler! Çok geçmeden kendileri yol olurlar sonraki yolculara. VE geçenler ne yazık ki hep düşenlerin üzerinden geçerler.

Özetleyelim: yolda olmak yolda düşüp kalmak demek değildir.

1. Muhafazakârlar, eyyamcılar, statükocular yolda oldukları için değil, yolda düştükleri için ısrarlı ve istikrarlı görünürler. Böyleleri yolda düştükleri içindir ki bir daha yola düşemezler. Dâvâ şahsîleşmiş, idealler tabu haline gelmiştir. Sadakatin soru sormamak, vazife şuurunun göz kapamak, kemâlin (olgunlaşmanın) çürümek anlamına geldiği yer tam da burasıdır.

2. Çile sahipleri soru sormayı sürdürenlerdir, cevaplara değil, sorulara gözlerini dikenlerdir, yoldan çıkmayı göze aldıkları, alabildikleri için yolda olanlardır.

Bir hareket gençleri yola düşürmek için varolmalı, yolda düşürmek için değil!

Bu yüzden hareket yola düşmenin, sükûn ise yolda düşmenin adı.

Sözüm yola düşenlere, yol adına ve yola dönmek için yoldan çıkanlara.

Kaynak: Kuyerel, 31 Ağustos 2013 Cumartesi – 15:23

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s