Haber Alma Özgürlüğü

Orhan Yalçın Gültekin

İnsan Hakları Derneği, “Çek elini haber alma özgürlüğümüzden!” savsözüyle biten bir bildiri yayınlamış…

Koza İpek Holding ile ilgili tasarruflara karşı hazırlanan bildirinin “haber alma özgürlüğü” ile bağlanması ayıptır. Biz malum grubun ne tür “haberler” yaptığına yabancı değiliz. Oradan gelecek “haberler”, tıpkı “havuz medyası”ndan gelecek “haberler” gibi “manipülatif” olacaktır.

“Keyfilik” deyin, tamam…

“İktidarın kötüye kullanımı” deyin, tamam…

Bulun işte birşeyler ama bulduklarınız “gerçek” olsun, “haber alma özgürlüğümüz”e katkıda bulunsun.

Manipülasyon yapmayın ULAN!..

Kobanê nire, Uygur Eli nire…

Orhan Yalçın Gültekin

Devlet Bahçeli nam Faşist, Suruç’ta katledilen genç sosyalistlerin ardından şöyle afkurmuş: “Türkiye’de yardım edilecek yer ve insan bitmiştir de geriye bir tek Kobani mi kalmıştır?”
***
Ulan Faşist, biz sana hiç sorduk mu “Türkiye’de yardım edilecek yer ve insan bitmiştir de geriye bir tek Uygur Eli mi kalmıştır?” diye?

Aç haritayı bak; Kobanê nire, Uygur Eli nire…
***
Sen, devlet olarak Uygur Eli’ne gittin.

Sosyalist gençlerin arkasında devlet yok, Uygur Eli’ne gidemezler ama kapı komşumuz Kobanê’ye gidebilirler.

Sen hiç Kobanê’ye gitmeyi aklından geçirdin mi?
***
Sosyalist gençler, Kobanê’ye kitap ve oyuncak götürürken, senin Faşist gençlerin Uygur Türkü dövüyordu Türklük adına.

Kitap ve oyuncak bir yanda, sopa ve yumruk diğer yanda…

Greek to them

Orhan Yalçın Gültekin

Hani anlamadığımız bir konu olduğunda “Konuya Fransız kaldım” ya da “Anladıysam Arap olayım” deriz ya…

İngilizler de aynı anlama gelmek üzere “That’s Greek to me” ya da “It’s (all) Greek to me” deyimlerini kullanırlar.

Yunanistan’daki son genel seçim ve ardından yapılan referandum karşısında bazı arkadaşların söylemlerine baktığımda, olan bitenin tamamının “Greek to them” olduğu sonucuna vardım.

Arkadaşlar, olan biten “başka bir dünya mümkün”ün ifadesi nasıl olabilir?

Yeni Yunan Hükümeti, kapitalist bir toplumda her ikisi de kapitalist çözümler olan “borcun kemer sıkma ile ödenmesi” ile “borcun kemer sıkmadan ödenmesi” arasında ikincisini tercih etmiş ve referandum aracılığıyla pazarlık masasında elini güçlendirmeyi hedeflemiştir.

Bu referandumla Yunanistan seçmeni kime ait olduğu aslında belli olan borçları kabullenmiş ve ödemeyi üstlenmiş ama çoğunluğu bu ödemeyi kemer sıkmadan yapmayı tercih ettiğini belirtmiştir.

Sisteme dönük genel bir eleştiri şu an ufukta görünmemektedir.

Sistemin mevcut örgütlenme biçimlerinden biri olan Avro Bölgesine dönük eleştiriler bile “istemem yan cebime koy”a dönmüş durumdadır…

“Başka bir dünya”dan gerçekte ne anlıyoruz?

Saman Naseem

Orhan Yalçın Gültekin

Saman Naseem, İran İslâm Cumhuriyeti’nde bir Kürt çocuğuydu… Devlet aleyhine silahlı çalışma içinde olmak ve bir sözümona devrim muhafızını öldürmekle suçlanıp tutuklandığında 18 yaşında bile değildi; Erdal Eren’le aynı yaştaydı. Bizim faşistlerimiz hiç değilse yaşını “büyütme” hassasiyetini göstermişlerdi. İran’ın faşistleri bunu yapmaya bile gerek duymadılar ama orada da dava uzun sürdü ve…

Saman Naseem, Nisan 2013’te Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (Kürtçe: Partiya Jiyana Azad a Kurdistanê kısaca PJAK) üyesi olduğu ve sözümona Devrim Muhafızlarına karşı silahlı eylemde bulunduğu iddiasıyla “Allah’a Düşmanlık” (Moharebeh) ve “Dünyada Ahlaksızlık” (ifsad fil-arz) suçlarından ölüme mahkûm edildi, cezası Aralık 2013’te Yargıtayca onandı ve dosyası İnfaz Kurumuna gönderildi.

Her an idam edilebilirdi ve tarih belirlendi: 19 Şubat 2015…

Saman Naseem, şimdi 22 yaşında ve hakkında verilen idam cezasının infaz edilmesini bekliyor.
***
Bugün 19 Şubat 2015 Perşembe…

Ellerimiz, kollarımız bağlı… Bekliyoruz…

Yüreğim daralmış… Bir karabasan çökmüş üzerime…

İnsan bazen süper kahraman olmak ister ya…

Çaresizliğinden…

Şimdi o çaresizlik içinde süper kahraman olmak istiyorum…

Çekip almak Saman’ı yağlı urgandan…

‪#‎StopTheExecutionOfSamanNaseem‬

Iran-İdam

Ulan Esat, oldu mu şimdi?

Orhan Yalçın Gültekin

Ulan Esat, oldu mu şimdi?

Hatırlar mısın 80’lerde -30 yıl kadar olmuş nerden bakarsan- Sarayburnu’nda oturup hasret gidermiş ve Gramsci tartışmıştık.

Hatta bir hayli de geç ayrılmıştık. O zamanlar cep telefonu yok, haber de verememiştim eve… Aysel telaşlanmıştı haliyle, alıp götürdüler diye…

Gıyabımda Neci’yle görüşüp “Yalçın, Gramsci ile Stalin’i birleştirmeye çalışıyor” demişsin…

O kadar karşılaştık, o kadar söyleştik… Bir türlü fırsat bulamadık o zamandan bu zamana o konuyu konuşmaya…

Nereye gittin ya hu; daha seninle Gramsci tartışacaktık!..

***
Üç erkek kardeş… Üçü de Darüşşafakalı…
Mete, Cem ve Esat…
Mete, bir sınıf büyüğüm…
Cem, dönemdaşım, sınıf arkadaşım…
Esat, en küçükleri; dört yaş üç sınıf küçük benden…
Darüşşafakalı kardeşim ama arkadaşım da aynı zamanda…
***
15 Ekim 2014 Çarşamba…
Ölüm haberini aldım…
16 Ekim 2014 Perşembe…
Levent Camiinden öğle namazını takiben Kilyos Mezarlığına…
Son yolculuğuna…
Kahretsin ya…

EsatBozyiğit-İlan

TakŞak Paşa

Orhan Yalçın Gültekin

Doğan Güreş ile dalga geçiliyor ya, “TakŞak Paşa” diye…
Aslında en bi “sivilci” genel kurmay başkanıdır kendileri şahsen…
***
Hele şöyle bir düşünün:
İngiltere Genelkurmay Başkanı soruyor:
– Kadın başbakanınız rahat emir veriyor mu?
Doğan Güreş cevap veriyor:
– Ne demek rahat emir verebiliyor mu? Tak diye emir veriyor, ben de Şak diye selamı çakıp emri uyguluyorum.
***
Şunu da söylemiş bir genelkurmay başkanıdır:
* Bundan sonra her şey siyasi otoritenin elindedir. Beni ilgilendiren bir şey olamaz. Muhatabınız da Milli Savunma Bakanı’dır.”
***
Seçilmişlerin egemen olduğu bir siyasal yaşamda bundan daha iyisi Şam’da kayısı…
Yani AKP’liler ve AKP destekçisi liberaller havalara girmesinler…
Sivilleşmenin, askerî vesayetten arınmanın İKİ simgesidir Tansu Çiller ve Doğan Güreş…
***
Afedersiniz ne demiştiniz?
Faili meçhuller döneminin genelkurmay başkanı Doğan Güreş mi?
Sizi gidi karıştırıcılar sizi…
Size de bir şey beğendiremiyoruz…

Suphi Nejat Ağırnaslı

Orhan Yalçın Gültekin

Duy… Duyun…
Kobanê’de bir komünist ölmüş…
Suphi Nejat’mış adı…
Suphi, Mustafa Suphi’den…
Nejat ise Ethem Nejat’tan…
Onbeşler’den Mustafa Suphi
Ve
Onbeşler’den Ethem Nejat…
Yanlarına koy…
Kobanê’den Suphi Nejat…
***
Kod adı Paramaz Kızılbaş…
Paramaz, bir Ermeni…
Beyazıt Meydanında asılan biri…
Son sözü “Yaşasın Sosyalizm” olan biri…
Kızılbaşı zaten biliyorsunuz…
İşte böyle biri…
***
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın avukatı Niyazi Ağırnaslı’nın torunuymuş…
Bir de o muhteşem veda sözlerini bize armağan eden babanın oğlu…
Birbirini onurlandıran üç kuşak…
Hepsine selâm olsun.

Meraklısına:
T24, 13.10.2014 – Boğaziçili Suphi Nejat Ağırnaslı IŞİD’e karşı savaşırken öldü

Taammüden

Orhan Yalçın Gültekin

“Kendi davası için dövüşmeyenler, dövüşmüş olurlar karşı saflarda.”
– Bertolt Brecht

Kendi davamız için dövüşemediğimizden karşı saflarda dövüşüyor olduğumuz bir gerçektir. Ama bilinmelidir ki, bizim davamızı temsil etmeyenlerin peşinden koşarak karşı saflarda taammüden dövüşmüşlüğümüz olmamıştır.

Enternasyonal’den Bize Kalan

Orhan Yalçın Gültekin

“L’Internationale” – “The Internationale” – международный – “Enternasyonal”

Komünist hareketin en önemli marşının özgün dili Fransızcadır.

Marş, “Debout” diye başlar; “Ayağa kalk“…

İngilizceye de “Stand up” ya da “Arise” olarak çevrilmiştir… Her ikisi de “ayağa kalk” demektir.

Rusçada “Вставай” denilmiş… O da “ayağa kalk” anlamına geliyor.

Türkçeye ise “Uyan artık uykudan, uyan…” biçiminde çevrilmiş…

Ne kadar farklı değil mi?

Ne kadar da anlamlı…

Uyan artık uykudan uyan
Uyan esirler dünyası…

Ne var ki “genel olarak esirler dünyası“na haksızlık etmemek lâzım…

Öncelikle “esirler dünyası“nın “aydın“ları üstüne alınmalı bu çağrıyı…

Ve u-yan-ma-lı!..