Kobanê nire, Uygur Eli nire…

Orhan Yalçın Gültekin

Devlet Bahçeli nam Faşist, Suruç’ta katledilen genç sosyalistlerin ardından şöyle afkurmuş: “Türkiye’de yardım edilecek yer ve insan bitmiştir de geriye bir tek Kobani mi kalmıştır?”
***
Ulan Faşist, biz sana hiç sorduk mu “Türkiye’de yardım edilecek yer ve insan bitmiştir de geriye bir tek Uygur Eli mi kalmıştır?” diye?

Aç haritayı bak; Kobanê nire, Uygur Eli nire…
***
Sen, devlet olarak Uygur Eli’ne gittin.

Sosyalist gençlerin arkasında devlet yok, Uygur Eli’ne gidemezler ama kapı komşumuz Kobanê’ye gidebilirler.

Sen hiç Kobanê’ye gitmeyi aklından geçirdin mi?
***
Sosyalist gençler, Kobanê’ye kitap ve oyuncak götürürken, senin Faşist gençlerin Uygur Türkü dövüyordu Türklük adına.

Kitap ve oyuncak bir yanda, sopa ve yumruk diğer yanda…

Greek to them

Orhan Yalçın Gültekin

Hani anlamadığımız bir konu olduğunda “Konuya Fransız kaldım” ya da “Anladıysam Arap olayım” deriz ya…

İngilizler de aynı anlama gelmek üzere “That’s Greek to me” ya da “It’s (all) Greek to me” deyimlerini kullanırlar.

Yunanistan’daki son genel seçim ve ardından yapılan referandum karşısında bazı arkadaşların söylemlerine baktığımda, olan bitenin tamamının “Greek to them” olduğu sonucuna vardım.

Arkadaşlar, olan biten “başka bir dünya mümkün”ün ifadesi nasıl olabilir?

Yeni Yunan Hükümeti, kapitalist bir toplumda her ikisi de kapitalist çözümler olan “borcun kemer sıkma ile ödenmesi” ile “borcun kemer sıkmadan ödenmesi” arasında ikincisini tercih etmiş ve referandum aracılığıyla pazarlık masasında elini güçlendirmeyi hedeflemiştir.

Bu referandumla Yunanistan seçmeni kime ait olduğu aslında belli olan borçları kabullenmiş ve ödemeyi üstlenmiş ama çoğunluğu bu ödemeyi kemer sıkmadan yapmayı tercih ettiğini belirtmiştir.

Sisteme dönük genel bir eleştiri şu an ufukta görünmemektedir.

Sistemin mevcut örgütlenme biçimlerinden biri olan Avro Bölgesine dönük eleştiriler bile “istemem yan cebime koy”a dönmüş durumdadır…

“Başka bir dünya”dan gerçekte ne anlıyoruz?

Enternasyonal’den Bize Kalan

Orhan Yalçın Gültekin

“L’Internationale” – “The Internationale” – международный – “Enternasyonal”

Komünist hareketin en önemli marşının özgün dili Fransızcadır.

Marş, “Debout” diye başlar; “Ayağa kalk“…

İngilizceye de “Stand up” ya da “Arise” olarak çevrilmiştir… Her ikisi de “ayağa kalk” demektir.

Rusçada “Вставай” denilmiş… O da “ayağa kalk” anlamına geliyor.

Türkçeye ise “Uyan artık uykudan, uyan…” biçiminde çevrilmiş…

Ne kadar farklı değil mi?

Ne kadar da anlamlı…

Uyan artık uykudan uyan
Uyan esirler dünyası…

Ne var ki “genel olarak esirler dünyası“na haksızlık etmemek lâzım…

Öncelikle “esirler dünyası“nın “aydın“ları üstüne alınmalı bu çağrıyı…

Ve u-yan-ma-lı!..

Tayyipleşmenin alemi yok!..

Orhan Yalçın Gültekin

Deniz Baykal ile ilgili görüntüler servis edildiğinde “Kişisel yaşamdır” dedim… Dahası bunun üzerinden siyaset yapanlara da karşı çıktım.

RTE ise “Kendisinden önceki (Deniz Baykal) beline hakim olamadı. Hala bu medya, bu siyasiler ‘İnsanın özeline karışıyor’ diyorlar. Yahu kendi eşiyle mi bir şey oluyor da özel oluyor. Bu özel değil, bu genel genel. Bu genel bir ahlaksızlıktır…” demişti.

Hani “gülme komşuna gelir başına” diye bir atasözümüz vardır ya…

Şimdi de RTE’nin oğluyla ilgili olarak benzer bir “tape” gündemde…

Efendim, bendeniz, aynı konumdayım… Kişisel yaşamdır

Tayyipleşmenin alemi yok!..

Ölüm

Orhan Yalçın Gültekin

Bir ülke ne zaman ölür?
Ceylanlar, Berkinler öldüğünde…

Sokaklarda mızıka çalma çocuk
Vurulursun…

dediydi Attila İlhan…

Ekmek de almayacaktın çocuk…
Ekmek de…
Bak, vuruldun…

“Öyle bir ölsem
Öyle bir ölsem çocuklar
Size hiç ölüm kalmasa.”

demişti Aziz Nesin…

Belki de biz yeterince ölmediğimizden ölüyor Ceylanlar, Berkinler…
Biz ölmeyi bıraktığımızdan…

Birinci… Eskidendi, çoook eskidendi…

Orhan Yalçın Gültekin

Eskidendi, çok eskiden…
“Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye” demekten kahir ekseriyetin huzursuzlanmadığı, hatta yeri göğü titretircesine haykırdığı, peşinden “Kurdara Azadi” diye haykırmanın yadırganmadığı zamanlardı.

Eskidendi, çok eskiden…
Düzen partileriyle ittifak arayışlarının devrimci olmamakla aynı anlama geldiği ve “kırk katır mı, kırk satır mı” arayış ya da dayatmalarının küçümsendiği, nefretle karşılandığı günlerdi.

Eskidendi, çok eskiden….
Kim Türk, kim Kürt, kim Laz, kim Ermeni sorgulamadığımız, insanların budununa bakmadan hangi sınıftan olduğuna ve neyi savunduğuna baktığımız günlerdi. Ortaya atılan “Birinci” paketinin sahibinin olmadığı, herkesin ortadaki “Birinci”den sakınmaksızın sebeplendiği zamanlardı.

Eskidendi, çok eskiden…
Zevkler aynı olmasa da “komün”lerde beyaz peynir, siyah zeytin, helva ve ekmek olur, sonrasında “ister zengin ol, ister fukara, yemekten sonra yakacaksın bir sigara” der ve yoksulluğumuzun simgesi “Birinci”ye sarılırdık.

Eskidendi, çok eskiden…
Henüz kendi içimizde “sınıflar”a ayrılmadığımız, alt-üst ilişkisinin abartılı ifadesinin “sınıfsal ayrışma” olarak görülüp küçümsendiği dönemlerdi. “Burjuvalar” yoktu aramızda, beğenmediklerimize en fazla “küçükburjuva” dediğimiz günlerdi. Bu yüzden hemen herkes “Birinci” içer, içemeyenler de diğer sigaraları gizli saklı içerdi. Kimilerimiz daha eşit olsalar da hepimiz eşittik, öyle görür, öyle algılardık. “Birinci”, o eşitliğin simgesiydi.

Eskidendi, çoook eskidendi…

Cemal Süreya Üzerine

Orhan Yalçın Gültekin

Haddızatında nefret ederim Cemal Süreya’dan da…
Bir şey söyler yüreğinize oturur, beyninizin bütün kıvrımları zorlanır.
Kalıbına sığmaz, kalıbından büyük sözleriyle parıldar.
Keşke sırf bu yüzden nefret etseydim ondan.

Facebook, 9 Ocak 2014

Üç harfle işi çözdüler!..

Orhan Yalçın Gültekin

Q,q-Ww-Xx harflerini ekleyerek Kürtlere ahanda size verdik harflerinizi, siz de verin kendinizi bize demek istiyorlar ya…

Ya hu 3 harfle oluyor mu bu işler?
Ê,ê-Î,î-Û,û… Onlar nerede?
Bunlar Kurmancî alfabesindeki eksikler…
Ya Yekgirtû alfabesiyle yazılmaya kalkılsa?

Lazca alfabeyi ne yapacaksınız?
Yani Lazların hakları yok mu? Onların harflerine de özgürlük yok mu?

***

Eskiden şöyle derdik: Bırak bu işleri – Devlet Su İşleri…

Harflerle-Alfabelerle uğraşmayı bırakın.
Herkes hangi alfabeyi kullanırsa kullansın.
Siz de mırın kırın etmeyin. Kabullenin.

Bütün kavimlerin sesini karşılayacak tek bir alfabeyi insanoğlu henüz oluşturamadı…
Seslerin dünyasında her harf vazgeçilmezdir.

Not: İlk kez 11 Ekim 2013’te Facebookta yayınlandı.

Olimpiyat Tokyo’ya

Orhan Yalçın Gültekin

RTE’den ilk demeç:
“Olimpiyat düzenlemeyi de en iyi biz biliriz.
Biz olimpiyat düzenlemenin daniskasını biliriz.”

Fonda da şöyle bir şarkı:
Oy farfara farfara
Olimpiyat gitti Tokyo’ya
Ağzım dilim kurudu
Komite sana yalvara yalvara Okumaya devam et Olimpiyat Tokyo’ya

Yeşil Kitap – Referandum

Orhan Yalçın Gültekin

Arap milliyetçiliği, yani bedeni Arap, ruhu Müslüman milliyetçilik, Soğuk Savaş dönemi denilen iki kutuplu dünyadaki yükselme döneminde kendini bir yandan ABD emperyalizmine karşı konumlandırırken, diğer yandan da kendini iki kutbun değerlerinden ayrı bir yerde tanımlamaya da çalışıyordu.

Nasır milliyetçiliğiyle birlikte Kaddaficilik de dünya siyasetinin aktörlerinden biri olarak kendini ortaya koyuyordu.

Bu koşullarda Muammer Kaddafi (Arapça: معمر القذافي‎ ; English: Muammar Abu Minyar al-Gaddafi), 1975 yılında, sınırlı bir etki yaratan “Yeşil Kitap”ını (Arapça: الكتاب الأخضر / English: The Green Book) yayınladı.

Elimde o yıllardan kalma, kötü bir Türkçesi var. İnternet bir sürü kaynağa ulaşma fırsatı veriyor. Netekim “Yeşil Kitap”ın İngilizcesini de buldum. Okumaya devam et Yeşil Kitap – Referandum