Türk Sinemasının Savaş Karşıtı Harekâtı

Elif Sudagezer

True Romance’ , ‘Troy’ ve ‘Bitter Moon’ gibi tutku ve şiddetin birlikte işlendiği ve hatta çoğu noktada birbiriyle anlamlandığı filmler ile ‘The Notebook’ , ‘Love Happens’ ve ‘Dirty Dancing’ gibi kavuşma ile sonlanan çetrefilli ‘aşk savaşları’ şüphesiz ki her dönemde kendisine izleyici bulmakta asla zorlanmayan filmlere örnek.

Bu sebeple Türk ve dünya sineması ayrı dünyaların insanı olanların, aşk ile tutkuyu, tutku ile şiddeti birbirine karıştıranların ve aşkı bolca silah ve kanla bağdaştıranların hikayesini milyon kere anlattı şimdiye dek.
Okumaya devam et Türk Sinemasının Savaş Karşıtı Harekâtı

Mustafa

Orhan Yalçın Gültekin

mustafa_afis2Sonunda seyredebildim. Genellikle bu tür, üzerinde çokça konuşulan, saflaşılan filmleri sıcağı sıcağına seyretmem, soğumasını bekler, sonra sakin sakin, sindire sindire gider seyrederim. Bu sefer öyle olmadı. Oğlumun teklifini kabul ettim ve filmi seyretmeye gittik. Filmi, büyükçe bir salonda, çoğunluk mesaide bunalırken, salonu kapatmışız hissi veren az sayıda seyirciyle birlikte izledik.

Son söyleyeceğimi önceden söyleyeyim: Filmi sevmedim, beğenmedim. Aslında seyrettiğime ne sinema filmi denebilirdi ne de belgesel… Film diye üzerinde konuşulan powerpoint sunumundan hallice bir şeydi. Rahatsız edici olan ise başı ve sonu belli bir yaşamın başı sonu belirsiz bir biçimde sunulmasıydı. Yer yer kesiklikler vardı ve sanki üç-beş saatlik bir film sansüre uğramış da boşluklardan anlaşılamaz hale gelmiş duygusu uyandırıyordu.
Okumaya devam et Mustafa

Paul Newman

Orhan Yalçın Gültekin

En sevdiğim oyunculardan biri olan Paul Newman üzerine bir saygı duruşunda bulunayım.

En beğendiğim filmlerini verdiğim önem sırasına göre değil de tarihlerine göre sıralarsam: “Somebody Up There Likes Me” (1956) [Yukarda Biri Beni Seviyor], Cat on a Hot Tin Roof (1958) [Kızgın Damdaki Kedi], Paris Blues (1961), Cool Hand Luke (1967), Butch Cassidy and the Sundance Kid (1969)… En sevdiğim erken dönem ve erken olgunluk dönemi filmlerinden. Olgunluk dönemi filmlerine ise 26 Ocak’ta değineceğim (demiştim de değinemedim.).

Okumaya devam et Paul Newman

Neriman Köksal

Orhan Yalçın Gültekin

Bugün 23 Ekim 2006. 23 Ekim’de neler olmuş, neler… Ama ben bu gece yarısında ne “Troçki ve Zinovyev’in SBKP’den atılışları” ne de “Macaristan’da SSCB egemenliğine karşı çıkış” üzerine yazmak istiyorum. Önemli şeyler olmuş ama ben bugün için biraz “hafif/sivik/light” bir konuya değineceğim; Neriman Köksal’ı anlatacağım.

Ünlendiği film, Fosforlu Cevriye, ben doğduğum yıl çevrilmiş; benim seyretmem – haliyle – çok sonradır. Onu beyaz perdede ilk ne zaman, hangi filmde izledim, anımsamıyorum. Sinemacıların “femme fatale” dedikleri karakterin 1960 sonrasındaki muhtemelen ilk, değilse de en önemli örneğiydi Yeşilçam’da.

Okumaya devam et Neriman Köksal