Arthur Penn

Orhan Yalçın Gültekin

Oyuncu odaklı bir sinema filmi izleyicisiyim. Bu çocukluğumdan bugüne değişmeden gelen bir özelliğim. Şu ya da bu yönetmenin diye bir filmi izlemek için kuyruğa girişim olmamıştır ama sırf oyuncuyu tuttuğum için kötü eleştiriler almış bir filmi izlemek için karda, yağmurda, çamurda yollara düşmüşlüğüm çok olmuştur.

Kadim dostum Harun Cantürk ise benim tam tersimdir. O, “Filanca yönetmenin feşmekân filmini izledin mi?” diye sorar ve ekler: “İzlemediysen mutlaka izle…” Benim karşılığım hiç değişmeden kalmıştır: “Kim oynuyor?”

Ne var ki körle yatan şaşı kalkarmış atasözünü haklı çıkarırcasına ben de yavaş yavaş –özellikle sevdiğim filmlerle ilgili- “Yönetmeni kim?” sorusunu sormaya başladım yakın zamanlarda.

Şimdilerde, beğendiğim filmlerin yönetmenlerinin aynı kişiler olduğunu görüp “yönetmende de keramet varmış” demişliğim olmaya başladı.
Okumaya devam et Arthur Penn

Tony Curtis

Orhan Yalçın Gültekin

3 Haziran 1925 doğumlu Amerika Birleşik Devletleri yurttaşı ve bir Macar Yahudisi aktör Tony Curtis (doğumundaki adıyla Bernard Schwartz) 51 yıllık aktörlük yaşamının ardından 29 Eylül 2010 tarihinde öldü. Şimdi böyle anlatınca insan bir garip oluyor. ABD yurttaşı olması bilinmeyen bir şey değil. Göçmen bir Macar Yahudisi olmasının da yadırganacak bir tarafı yok ama who cares? Kim onu bir Macar Yahudisi, hatta bir ABD yurttaşı olarak gördü ve belledi ki? O bir aktördü ve that’s all!
Okumaya devam et Tony Curtis

14 Numara

Orhan Yalçın Gültekin

Henüz Feysbuk icad olunmamış, İnternet neyin bilinmemektedir.

Yaprak, kerhanenin en güzel, en taze, en romantik sermayesidir ama bir o kadar da salaktır. (esas kız hep masumdur.) Orayı kerhane değil de evlendirme dairesi sanmaktadır. Yaşadıklarını evlilik yolunda yaşaması gereken doğal deneyimler olarak algılayan salak kızımız, eline geçen parayı da çeyiz parası biriktirsin diye Arap’a vermektedir. Arap ise, ahı gitmiş vahı kalmış, artık sermaye olarak gâvur parasıyla üç kapik etmez Zargana’ya âşıktır (ilk deneyim sendromu). Okumaya devam et 14 Numara

Türk Sinemasının Savaş Karşıtı Harekâtı

Elif Sudagezer

True Romance’ , ‘Troy’ ve ‘Bitter Moon’ gibi tutku ve şiddetin birlikte işlendiği ve hatta çoğu noktada birbiriyle anlamlandığı filmler ile ‘The Notebook’ , ‘Love Happens’ ve ‘Dirty Dancing’ gibi kavuşma ile sonlanan çetrefilli ‘aşk savaşları’ şüphesiz ki her dönemde kendisine izleyici bulmakta asla zorlanmayan filmlere örnek.

Bu sebeple Türk ve dünya sineması ayrı dünyaların insanı olanların, aşk ile tutkuyu, tutku ile şiddeti birbirine karıştıranların ve aşkı bolca silah ve kanla bağdaştıranların hikayesini milyon kere anlattı şimdiye dek.
Okumaya devam et Türk Sinemasının Savaş Karşıtı Harekâtı

Mustafa

Orhan Yalçın Gültekin

mustafa_afis2Sonunda seyredebildim. Genellikle bu tür, üzerinde çokça konuşulan, saflaşılan filmleri sıcağı sıcağına seyretmem, soğumasını bekler, sonra sakin sakin, sindire sindire gider seyrederim. Bu sefer öyle olmadı. Oğlumun teklifini kabul ettim ve filmi seyretmeye gittik. Filmi, büyükçe bir salonda, çoğunluk mesaide bunalırken, salonu kapatmışız hissi veren az sayıda seyirciyle birlikte izledik.

Son söyleyeceğimi önceden söyleyeyim: Filmi sevmedim, beğenmedim. Aslında seyrettiğime ne sinema filmi denebilirdi ne de belgesel… Film diye üzerinde konuşulan powerpoint sunumundan hallice bir şeydi. Rahatsız edici olan ise başı ve sonu belli bir yaşamın başı sonu belirsiz bir biçimde sunulmasıydı. Yer yer kesiklikler vardı ve sanki üç-beş saatlik bir film sansüre uğramış da boşluklardan anlaşılamaz hale gelmiş duygusu uyandırıyordu.
Okumaya devam et Mustafa

Paul Newman

Orhan Yalçın Gültekin

En sevdiğim oyunculardan biri olan Paul Newman üzerine bir saygı duruşunda bulunayım.

En beğendiğim filmlerini verdiğim önem sırasına göre değil de tarihlerine göre sıralarsam: “Somebody Up There Likes Me” (1956) [Yukarda Biri Beni Seviyor], Cat on a Hot Tin Roof (1958) [Kızgın Damdaki Kedi], Paris Blues (1961), Cool Hand Luke (1967), Butch Cassidy and the Sundance Kid (1969)… En sevdiğim erken dönem ve erken olgunluk dönemi filmlerinden. Olgunluk dönemi filmlerine ise 26 Ocak’ta değineceğim (demiştim de değinemedim.).
Okumaya devam et Paul Newman

Neriman Köksal

Orhan Yalçın Gültekin

Bugün 23 Ekim 2006. 23 Ekim’de neler olmuş, neler… Ama ben bu gece yarısında ne “Troçki ve Zinovyev’in SBKP’den atılışları” ne de “Macaristan’da SSCB egemenliğine karşı çıkış” üzerine yazmak istiyorum. Önemli şeyler olmuş ama ben bugün için biraz “hafif/sivik/light” bir konuya değineceğim; Neriman Köksal’ı anlatacağım.

Ünlendiği film, Fosforlu Cevriye, ben doğduğum yıl çevrilmiş; benim seyretmem – haliyle – çok sonradır. Onu beyaz perdede ilk ne zaman, hangi filmde izledim, anımsamıyorum. Sinemacıların “femme fatale” dedikleri karakterin 1960 sonrasındaki muhtemelen ilk, değilse de en önemli örneğiydi Yeşilçam’da.

Okumaya devam et Neriman Köksal