Aydınlar Dilekçesi

“Türkiye’de Demokratik Düzene İlişkin Gözlem ve İstemler” başlıklı dilekçe 15 Mayıs 1984 Salı günü Cumhurbaşkanlığı ve T.B.M.M. Başkanlığı’na verildi. Kamuoyunda “Aydınlar Dilekçesi” olarak adlandırılan yaklaşık iki bin imzalı metin, çok sayıda aydının katıldığı çeşitli toplantılarda beliren görüşlerin bir yazmanlar kurulunca kaleme alınmasıyla oluşturulmuştu.

“Dilekçenin verildiği gün Sıkıyönetim Komutanlığı metne yayın yasağı koydu. 18 Mayıs 1984’de bir yabancı gazetecinin sorusu üzerine Başbakan dilekçeden çeşitli bölümler okudu ve Başbakan’ın basın toplantısının bu bölümüne de yayın yasağı kondu ve aynı gün bu yayın yasağı ikinci bir emirle kaldırıldı.
Okumaya devam et Aydınlar Dilekçesi

Teferruat!

Ece Temelkuran

Size birazdan anlatacaklarım iki yazar arasındaki polemik değildir. Siyasi, vicdani ve ahlaki bir meseledir. Ciddi bir meseledir.

Geçen salı günü, Habertürk’te Erdoğan Aktaş’la beraber hazırlayıp sunduğumuz ‘Türkiye’nin Nabzı’ programında üniversite birinci sınıftan beri aklımda olan bir soruyu konuklarımızdan Nazlı Ilıcak’a sordum. 1980 darbesinin birkaç ay öncesinde Nokta Operasyonu yapılan Fatsa’nın, o dönemdeki belediye başkanı ‘Terzi Fikri’ lakabıyla meşhur Fikri Sönmez’in sıkıyönetim mahkemesinde verdiği sözlü ifadeden bir paragraf okudum. Sönmez, Fatsa’ya yapılan kanlı kontrgerilla operasyonunun ve haklarında açılan dava iddianamesinin Nazlı Ilıcak’ın yazılarına ve Tercüman gazetesinin hedef göstermelerine dayandığını söylüyordu.

Nazlı Hanım ne Fatsa ne de o dönemdeki yazılarıyla ilgili bir şey hatırlamadığını söyledi. Yüzlerce insanın işkence gördüğü, üstelik o operasyonu destekleyen yazılar yazmışsanız nasıl unutursunuz? Bilemem. Ama Nazlı Hanım zorlanınca şöyle dedi:

“O dönemde kontrgerillaya destek vermiş olduk tabii.”

Okumaya devam et Teferruat!

12 Eylül 1980

Orhan Yalçın Gültekin

Sabah annemin dürtüklemesiyle gözümü aralayıp baktım. Annem yüzündeki telaşı saklamaya bile çalışmadan “kalk” diye seslendi, “ihtilâl olmuş”. Yüzümü duvara dönüp annemi sırtımla başbaşa bırakarak “peki” demişim, “uyandığımda ilgilenirim”.

Aslında bekleniyordu, bekliyorduk… Yalnızca 27 Mayıs ve 12 Marttan yola çıkarak zihinlerimize kazınmış ‘her on yılda bir darbe’ koşullanmasından değildi beklentimiz. Sıkıyönetimle girilen yeni dönem, derinleşen bunalıma devletin bir çözüm edimi olacağını ve bundan da kaçınılamayacağını gösteriyordu.

Okumaya devam et 12 Eylül 1980

Sultan-ı Yegâh

Orhan Yalçın Gültekin

Sultan-ı Yegâh, 12 Eylül ve Darüşşafaka

Oturmuşum Nur Yoldas dinliyorum. Biraz nostalji işte. Mihrimah, Saki, Kömür Gözlüm, Disko Segâh, Nagehan Bustan Faslı; devamında Sa’d-abad, Mahur, Defter-i Divanımız, Nedir Yarabbi Derdim, ve (illâ ki) Sultan-i Yegâh…

Deniz Kulüp’te çay-sigara eşliğinde hararetli tartışmalar; başımızın üstünde uçuşan kara bulutlar; polis baskınları; 12 Eylül karanlığı; 2. Şube 1. Kısım; Hasdal; televizyon’da 12 Eylül’ün başbakanı, Darüşşafaka’nın pilav günü vesilesiyle Darüşşafaka’yı anlatıyor, “memlekete hayırlı zevat yetiştirmiş …” diyor; “bizden”, diyoruz, “bizden bahsediyor.”; elimde daha önce aynı yeri ziyaret etmiş bir dönemdaşımdan kalan bir yabancı dergi; yan koğuşta bir başka dönemdaş; mevcutta karşılaşıyoruz, o içeri girerken ben çıkıyorum koğuştan, bir an duraklıyoruz, “bir kızım oldu” diyor; “benim oğlum da yolda, altı ayı var” diyorum. Erler önce teyakkuzda… Huzursuzlar başlangıçta; bir saniye içinde gözleri nemleniyor, çeviriyorlar başlarını… Bir an bakışıyoruz dönemdaşımla… O bir an bir ömür sanki… Fonda Sultan-i Yegâh… Okumaya devam et Sultan-ı Yegâh

Hâlâ 17’sinde…

Orhan Yalçın Gültekin

Yaşının işkence görmeye müsait olup olmadığının doktor raporuyla belirlendiği çocuklar gördük, tanıdık.

Erdal, onlardan değildi. yaşı zaten işkence görmeye müsaitti. İşkence görmeye müsaitse neden asılmaya müsait olmasın ki? Yasalar müsait değil diyorduysa da her dönemin kendi adaleti, kendi yazılı olmayan yasaları vardır; 12 Eylül’ün de vardı.
Okumaya devam et Hâlâ 17’sinde…