Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu 2 No.lu Bildiri (12 Mart 1971)

Bütün dünya halklarına ve Türkiye Halkı’na THKO’nun sesidir.

Türkiye, içinde bulunduğu şu günlerde ekonomik ve politik yapısıyla önemli gelişmelere gebedir. Bütün gerici güçlerin sorumluluğu üzerinden atmaya çalıştığı bu günün Türkiye’sinde halkımıza gerekli açıklamayı yapıyoruz.

Uzun bir süreden beri emperyalizmin yurdumuzdaki temsilcisi olan hain Hükümet, içine düştüğü ekonomik buhranı çözememiş ve peşinden politik buhran baş göstermiştir. Ekonomik ve politik buhranın doğurduğu kitlelerin ekonomik talepleri ve bu talepler için tepkileri artmıştır. Devrimci mücadelemiz yeni boyutlar kazanarak, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın ciddi tohumlarını atmaya başlamıştır. Bu gelişmeler karşısında hain hükümet kontrolü altında direkt kullanabildiği sermayesinin silahlı bekçileriyle yeni polisi, jandarması ve sivil gerici güçleriyle koruyamaz olmuştur.

Kısaca Türkiye’nin içinde bulunduğu durum şudur:

  1. Sömürünün devamını sağlayan devlet mekanizmasının belli kesimleri işlemez olmuştur. Bunlar, hükümet ve parlamentodur.
  2. Sermaye sahibi gerici güçler arasındaki ittifak sarsılmış ve kontrolü devam ettirecek bir bütünlük olma özelliğini yitirmiştir.
  3. Devletin en büyük baskı aracı olan gerici Ordu prestijini kaybetmiştir.
  4. Gerici Ordu içindeki ilerici güçler birleşerek iktidara aday olmaya başlamışlardır.
  5. Halk kitleleri ekonomik mücadelelerine hız vererek, politik atılımlar yapmışlardır. Böylece her sınıf ve zümrenin kendi sınıfsal çıkarını koruma mücadelesi belirgin hale gelmiştir.
  6. Gelişen devrimci mücadelemiz Ulusal Kurtuluş Savaşımızın eşiğine varmıştır.

Böyle bir Türkiye’de Amerika ve gericiler, Ordu’nun muhtırasıyla giriştikleri tedbirlerle şunları planlamışlardır:

  1. Devlet mekanizmasının başı Cevdet Sunay yerinde kalacak, işlemez hale gelmiş olan hükümet ve parlamento devletin diğer kesimleriyle takviye edilecek. Bunun en sağlam garantisi, kontrolü gerici Ordu’nun eline vermektir.
  2. Böylece gericiler arasındaki parçalanma son bulacak ve ileriye dönük sağlam ittifak yeniden kurulacak. Ordu muhtırası üzerine gericilerin ağız birliği etmesi bundandır.
  3. Ordu gericileri toparlayıcı rolünü oynadığı için prestiji yükselecek ve ileriye dönük askerî diktanın zeminini hazırlayacaktır.
  4. Gerici Ordu içindeki iktidara aday ilerici güçlerin mücadelesi kısa vadede önlenecek, uzun vadede ise bu ilerici güç tasfiye edilecektir.
  5. Halk kitlelerinin mücadelesi yeni hükümetin gelişiyle eski hızını kaybedecektir. Toplum bir müddet sorunların çözümünü hükümetin kendisinden bekleyecek, politik buhran halledilmiş gibi ekonomik buhran halledilecek vadiyle sınıf mücadelesi kısırlaştırılacaktır.
  6. Devrimci mücadele bastırılacak ve güdümlü bir mücadele ortamı hazırlanacaktır.

Gerici Ordu’nun muhtırası, görünüşte hain hükümete karşı olduğu için halkın geçici desteğini kazanacak, attığı ilerici sloganlarla da devrimci güçleri yanına alacaktır. Bu tavır Ordu’yu gericilerin dışında bağımsız bir güç gibi göstermeyi başaracak ve alacağı zorba tedbirleri haklı göstermesini sağlayacaktır.

Son yıllarda Amerika’nın planladığı darbelerin tipik bir örneğini teşkil eden bu gerici gelişmeye karşı THKO’nun tavrı şudur:

  1. Ordu’nun muhtırasıyla başlayan gelişim, ilerici değil gericidir.
  2. Bu gerici gelişime karşı devrimci mücadeleyi sürdürmek için silahlı bir güç THKO, en amansız şekilde karşı koyacaktır.

Kısa dönemde halk kitleleri ve devrimciler hatalarından dolayı aldanacak, gericiler ise güçlenecektir.

Halkımız ve devrimcilere bu gerici gelişimin sahte sloganlarına ve üniformalarına aldanmamalarını bildiririz.

Gelecek yeni Hükümet ekonomik buhranı çözemeyecek, politik buhranı geçici olarak giderecektir. Reformlar ve ülke kalkınması gerçekleşmeyecek, buna karşı halk üzerindeki zulüm artacak, devrimci mücadele zorba metotlarla engellenecek, etnik guruplar üzerindeki baskı ve asimilasyon politikası artacaktır.

Adım adım yaklaşan Askerî Dikta’ya karşı var olmanın tek yolu, silahlı bir güç olmaktır.

Deniz Gezmiş darbeci miydi?

Can Dündar

İdamlarının 40. yıldönümü dolayısıyla bir süredir Deniz Gezmiş üzerinde çalışıyorum.

Dönemin gazetelerini, anıları, araştırmaları okuyorum.

“Efsane”lerin bir kaderi var:

Herkes onu istediği yere çekiştiriyor ve ortaya yanlış anlamalarla dolu bir kargaşa çıkıyor.

Maalesef bu Deniz Gezmiş ve 68 hareketi için de geçerli…

Okumaya devam et Deniz Gezmiş darbeci miydi?

Mustafa Lütfi Kıyıcı | 12 Mart

Mustafa Lütfi Kıyıcı

27 Mayıs ki bizler bir türlü “darbe” demeyi içimize sindirememişizdir, uzun yıllar “bayram” olarak kutlanmıştır. Biz, 28-29 Nisanda doruğa ulaşan gençlik olaylarının meydana geldiği, Turan Emeksiz’in “şehit” olduğu ve Marmara Sinemasının ve MTTB binasının önüne büstünün dikildiği, öğrenci gençlerin polis tarafından hırpalanmasına mani olmaya çalışan Ord. Prof. Sıddık Sami Onar’ın polis tarafından hırpalandığı ve tüm bu ve benzeri olaylara sahne olduğu için Beyazıt Meydanının adı “Hürriyet Meydanı”na dönüştürüldüğü yılları 13-14 yaşlarımızda yaşadık.

Üniversitelerin aydınlanmacı öğretim üyelerinin hazırladığı 1961 anayasası o zamana kadar olmadığı kadar hak ve özgürlük tanıyan bir anayasaydı. ”Anayasanın düşünce ve anlatım özgürlüklerini güvence altına alması, yıllarca ağza alınmayan sol düşüncelerinin açıklanması olanağını yaratmıştı.” Bu anayasanın hazırlanmasına neden olan 27 Mayıs “ihtilalinin” oluşmasında gençliğin önemli bir rolü olmuştu. “Toplumu özgürlüğe kavuşturan, 27 Mayıs “devrimi”ne ulaştıran iki büyük güç kaynağı vardı: ordu ve gençlik. (Alpay Kabacalı, Türkiyede Gençlik Hareketleri, s.157)

28 Nisan’ın birinci yıl dönümü üniversitede Atatürk heykelinin etrafında kutlanılır. Konuşmalar yapılır. İlk sözü alan İ.Ü. Talebe birliği Başkanı Ayhan Efeoğlu konuşmasını; “Fikir Atatürk, madde Atatürk olarak devrimlerin ebedi bekçileriyiz” diyerek bitirir.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Fahri Özdilek paşa;” Bugün bir yıl önce geçmiş bir günü kutsayıp ululamak için toplanmış bulunuyoruz. Hürriyet mücadelesi bir olgudur. Hayatınızı feda edercesine hürriyet için çalıştınız. Çok sevdiğiniz arkadaşlarınız hayatlarını feda etti. Onları ulular, saygıyla anarım.(…) Amacımız hak, adalet ve demokrasiyi kurmaktır.” der.

Fahri Özdilek’ten sonra Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Cemal Tural İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Tümgeneral Refik Tulga aynı doğrultuda konuşmalar yapar ve izcilerin, mehter takımı ve sivil asker öğrencilerin katılımı ile Taksim’e kadar yürüyüş yapılır.

Yukarıdaki alıntıları Kabacalı’nın kitabından özetledim. Amacım o ve devamı günlerdeki kamuoyu atmosferini verebilmektir.

Ordu, gençlik ve aydın ittifakına zinde güçler denirdi. Bir anlamda kamuoyunu oluşturan zinde güçlerdi.

Anayasanın getirdiği hak ve özgürlükler ortamında Türkiye İşçi Partisi (TİP) 13 Şubat 1961 yılında 12 sendikacı tarafından kuruldu ve sosyalist aydınlarla kurduğu ittifak sonucu aralarında Mehmet Ali Aybar, Behice Boran gibi aydınları pek çok kişi TİP’e katıldı ve kitleye açıldı.

Hemen hemen aynı tarihlerde 11 Şubat 1961 de ise Adalet Partisi kurulmuş ve 15 Ekim 1961 seçimlerinde %34,8 oy almış, CHP ile koalisyon ortağı olmuştu. 1965 seçimlerinde ise tek başına iktidarda idi. TİP de 15 milletvekili çıkardı.

27 Mayıs ile devrilen zihniyetin devamı kabul edildiği için “kuyruklar” olarak isimlendirilen Adalet Partisinin iktidar olması zinde güçler üzerinde neredeyse infial yarattı. Ordu içerisinde cunta oluşumları incelenirse bu hoşnutsuzluğun çeşitli örgütlenmelere yol açtığı görülür.

Diğer yandan sosyalizmle tanışan toplumda işçilerde, yoksul köylülerde doğası gereği gençlik içerisinde Âşık İhsani’nin, “geliyoruz, geleceğiz, yakındır” sözlerinde ifadesini bulan büyük bir coşku vardır. Hemen hemen Türkiye’nin her ilinde örgütlenme tamamlanmış; Doğu Mitingleri, Uyanış mitingleri yaygınlaşmıştır. Sosyalist kesimde büyük bir heyecan vardır. Milli Petrol Kampanyaları, NATO’ya Hayır! Montaj Sanayine Hayır!, Ortak Pazara Hayır! kampanyaları, toprak reformu istekleri gençliğin ve giderek toplumun geniş kesimini sarmaktadır.

Dünyanın sosyalist blok ve emperyalist blok olarak ikiye ayrıldığı soğuk savaş günlerinde NATO üyesi Türkiye’ye biçilen rol stratejik konumu gereği “İleri Karakol “dur. Bu nedenle bu uyanış döneminin yaygın söylemi ile bilinçlenme dönemi egemen güçlerin işine gelen bir durum değildir. Devletin en üst noktalarından başlayarak, “Anayasa sosyalizme kapalıdır” söylemi başlar. TİP’in toplantıları basılır. Komünizmle Mücadele Dernekleri yeniden örgütlenir. Komünistler camiye bomba attılar, Kuran’ı yaktılar, din elde gidiyor provokasyon hareketleri ile harekete geçirilen kitlelerle Komünizmi Tel’in Mitingleri yapılmaya başlar. Devrimci gençliğin etkin eylemlerine karşı Demirel’in politikası olduğu söylenen “iti ite kırdırma” politikası sonucu, sağcı gençliği komando kamplarında eğitilip, örgütlendiler. Ve devrimci gençliğin karşısına o zaman komandolar denilen bu gençliği çıkardılar. Meşhurlarından biri, devrimci bir arkadaşımızın yakın akrabası Komando Mustafa’ydı.

Bu ortamda TİP’in Gençlik Kolları ve TMTF’nin devrimci gençlerin eline geçmesine karşın yeniden yaptırılan kaçak kongrede sağcıların eline geçmesi ile TİP’e yakın gençlik bu nafile mücadelenin dışına çıkarak Fikir Kulüpleri Federasyonunu kurdu. Gençlik etkin bir güçtü. Ve gençlik dernekleri, cemiyetleri otobüslerde, hatta hamamda yapılan düzmece kongrelerle iki başlı hale getiriliyordu. Bu iktidarın resmi politikası haline gelmişti. TİP’in legalite endişeleri ile FKF konuşmaların/sohbetlerin yapıldığı bir lokal örgütü haline gelince devrimci gençliği kucaklayamadı. Bunun sonucu İstanbul Üniversitesi İşgalini gerçekleştiren Devrimci Hukuklular Örgütü ve ardından Samsun-Ankara Yürüyüşünü, Dolmabahçe’de 6. Filo askerlerinin denize dökülmesini gerçekleştiren Deniz Gezmiş’in başkanı olduğu Devrimci Öğrenci Birliği ( DÖB) kuruldu.

Gençlik hareketi işçiler, köylüler arasında bakir bir eylem alanı yaratmıştı. Hak arama temelli grevler ve fabrika işgalleri yaygınlaşmıştı. Sungurlar Kazan fabrikası, Demir Döküm fabrikası olayları yaygınlaştırılan İşçi Birliği Dernekleri, bunların birleştirilmesi ile oluşturulan Marmara-Trakya İşçi Birlikleri örgütleri kuruldu. Kuruluş ve yaygınlaştırılması çalışmalarının başında DÖB kurucularından Ömer Erim Süerkan vardı.

TİP taraflarının etkisizleştirilip FKF’nin devrimci gençlik yönetimine geçtiği ve DEV-GENÇ olduğu dönemde Genel Başkan Attila Sarp’ın söylemi ile binlerce köyde çalışmalar yapıldı. Fındık, üzüm, tütün, pamuk, pancar üreticilerinin hak arama mücadelesine bu üreticilerin katılımıyla mitingler yapıldı. 12 Mart darbesinden sonra bir emniyet görevlisinin bir gençlik yöneticisine; “Ulan sarmısakçı köylüleri bile yürüttünüz!” deyip övgü mü, sövgü mü olduğu belli olmayan sözler ettiği belleğimizdedir.

Kanlı Pazar olayları, 15-16 Haziran Büyük İşçi direnişleri, ordu gençliği içerisindeki gelişmeler, Sarp Kuray’ın liderliğindeki Denizci genç subayların bildirileri, Havacı genç subayların Göksenin dergisinin ateşli söylemli yayınları yaygınlaştı.

Sık sık cezaevine atılan ve legal olanakların kendisine kapatıldığına inanan -gerçek de böyle idi- Deniz’in bizlerde olan Filistin Kimlik Kartını ve kılavuz isteğini belirterek ODTÜ’ye gitmesi, Filistin’e gitmekten vazgeçip Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil ile birlikte hareket ederek THKO’yu kurması ve silahlı mücadeleye başlaması… İlginçtir bu banka soygunları hiç de halk nezdinde olumsuz karşılanmamıştı.

Ardından Mahir Çayan’ın aslında hiç de gündeminde olmadığına inandığım banka soygunu, fidye olayları ve daha sonraları her yönü ile açıklanamayan 12 Mart’ı bir anlamda meşrulaştıran İsrail Büyük Elçisi Elrom’un kaçırılması ve öldürülmesi olayı.

Toplumdaki bu hareketlilikten yararlanmak isteyen ve 27 Mayıstan daha ileri hak ve özgürlük getireceği zannedilen 9 Mart ve 9 Martçıların liderlerinin saf değiştirmesi ile toplumun başına BALYOZ gibi inen 12 Mart.

Yaşanan bizim tarihimizdir.

Sevgiyle kalın.

Ali Elverdi

engin erkiner

enginerkiner1bu adam için özel olarak söylenebilecek bir şey yok… 12 mart 1971 sonrasında faşist zihniyetin önde gelen temsilcilerinden bir tanesiydi. bu zihniyet kendisini deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan’ın idamlarına karar veren mahkemenin başkanı olmasında da iyice somutlar. idamlarda hazır bulunacak ve zevkle izleyecek kadar gözü dönmüş bir tipti. idam edilenlerin isteği üzerine orada hazır bulunan avukat halit çelenk’e söyledikleri, o dönemin bir başka yönünü ortaya koyar: “siz elinizden geleni yaptınız, ama bu iş başkaydı.
Okumaya devam et Ali Elverdi

Vicdan Mahkemesi 12 Mart darbecilerini mahkum etti…

haber: volkan akyıldırım
fotoğraf: jale mildanoğlu
sesonline

vicdanmahkemesi12mart12 mart 1971 darbesi kasvetli bir günde istanbul’da vicdanlarda yargılandı. 12 eylül ve 28 şubat vicdan mahkemeleri’ni düzenleyen darbelere karşı 70 milyon adım koalisyonu’nun sanık kürsüsünde bu kez 12 mart muhtıracıları ve süleyman demirel ile darbecilerle işbirliği yapan siyasiler vardı. mahkeme’nin yargıcı ise 12 eylül darbesi hakkında iddianame hazırladığı için meslekten ihraç edilen savcı sacit kayasu idi. kayasu, mahkemeyi “tüm darbecilerin gerçek mahkemelerde yargılandığı bir türkiye’yi yakında göreceğiz” sözleriyle açtı. iddianameyi avukat mucteba kılıç okudu.
Okumaya devam et Vicdan Mahkemesi 12 Mart darbecilerini mahkum etti…

OYG | Denizlerin yolu, devrimin yoludur

Orhan Yalçın Gültekin

Taraf gazetesinde yayınlanan toplum ve politika enstitüsü genel koordinatörü Rasim Ozan Kütahyalı’nın “Deniz’lerin yolu bizi nereye götürür?” başlıklı yazısı toplum ve politika çözümlemelerinin neden bu tür enstitülerin genel koordinatörlerine bırakılmaması gerektiğinin bir örneği olarak kabul edilmelidir.

Deniz’in idam edildiği değil ama belki Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşta olan Kütahyalı’nın yazdıklarının neresinin düzeltilmeye muhtaç olduğunu belirlemeye çalışırken zorlandığımı itiraf etmeliyim. Neresi düzeltilmeye muhtaç değil diye bakmak daha kolaylaştırıcı olabilirdi.

Okumaya devam et OYG | Denizlerin yolu, devrimin yoludur

Hasan Cemal’e Açık Mektup

Sayın Hasan Cemal,

15-16 Mayıs 2008 tarihlerinde iki gün üst üste, Milliyet gazetesi’ndeki yazılarınızı ibretle okuduk.

40 yıl sonra, birçok insan Deniz Gezmiş yoldaşımızı kendi yanına çekmek için çaba harcıyor. Kimileri yumuşatmaya, kimileri sistemin bir parçası haline getirmeye çalışıyor.

Sevgili yoldaşımızın bir tek cuntacılığı eksik kalmıştı. Sayenizde o da gerçekleşti.

Okumaya devam et Hasan Cemal’e Açık Mektup

Nasıl can verdi?

Deniz Gezmiş’in avukatı Halit Çelenk ‘bir türlü unutamıyorum’ dediği o idam gecesini anlattı.
Bugün 87 yaşında olan, 5 yıldır kanser ve astım tedavisi gören, bir dönemin tanığı avukat Halit Çelenk, Ankara Bahçelievler”deki evinin kapılarını Akşam”a açtı. 68 kuşağının önderleri, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan”ın, 6 Mayıs 1972 sabahı Ankara Ulucanlar Cezaevi”nin avlusunda darağacına gidişlerine avukat Mükerrem Erdoğan”la birlikte tanıklık eden Çelenk, “İdam Gecesi Anıları” adlı kitabında dahi söz etmediği önemli bir olayı Akşam”a anlattı. Çelenk”in “bir türlü gözümün önünden gitmiyor” dediği saatler şöyle:
Okumaya devam et Nasıl can verdi?