İbrahim Öztaş

İbrahim Öztaş, 1950 yılında Şereflikoçhisar ilçesinin Dereköy’ünde doğdu. Babası Ali Efendi, aydın bir insandı. Dereköy’de sekiz yıl muhtarlık ve izleyen yıllarda Şereflikoçhisar’da arzuhalcilik de yapmıştı. Türkiye İşçi Partisi ilçe örgütünün kuruluşunda öncülük etmişti. Annesi Melek hanım ev kadınıydı. Köyde sevgi ortamında büyüdü, iri kıyım, gösterişli bir çocuktu.

İlkokulu köyünde okudu. İlkokulu bitirince İstanbul Vefa Lisesi yatılı bölümünü kazandı. Vefa Lisesi’nin, orta ve lise kısmını yatılı ve burslu okudu. Altı yıl İstanbul’da okuyarak hem kent yaşamını hem de kollektif yaşamayı öğrendi. Halk oyunlarını çok severdi ve iyi oynardı. Çok güzel Türkçe ve İngilizce şarkılar söylerdi. Ortaöğrenim dönemindeki öğrencilik yılları, İbrahim’e paylaşmayı ve dayanışmayı öğretti. Yaz tatillerinde tanıdığı öğrencilere yardımcı olur, ders verirdi. Çocukluğundan beri, zayıfları kollayan, koruyan, sevecen, sorumluluk duygusu yüksek bir kişiydi. Güçlü kuvvetli boylu poslu, yakışıklı bir devrimciydi, boyu 1.90’ı aşıyordu. Ama bu gücünü gereksiz gösteriye dönüştürdüğüne okul arkadaşları hiç tanık olmamıştı. Onun belirgin özelliği kararlılığı ve cesaretiydi, sevimliliğiydi. Okumaya devam et İbrahim Öztaş

Cumhuriyetin En Sevimli Lazı

Mustafa Lütfi Kıyıcı

Kim bu? Cihan Alptekin! Ben Laz değilim dese de Deniz’in ona taktığı isim bu. Yaygın görüştür ya, bütün Karadenizliler bize göre Lazdır!

Cihan’ı bizim ile tanıştıran bir başka Cihan, geçen yıllarda Rize sahil yoluna karşı çıkma mücadelesini sürdürürken ölen Av.Cihan Eren’di. Gerçi kendisi bir süre sonra bizden ayrı düşmüş ama Cihan Alptekin’i de bize kazandırmıştı.

Cihan aramıza katıldığı zaman da sosyalist düşünceye sahipti. Galiba Ali Faik Cihan (yanılıyor olabilirim) lise öğrenciliği sırasında onu etkileyen, sola kazandıran kişi idi. Ancak, onu DÖB’ün nüvesi ile tanıştıranın, kurucu listesine alanın ben olmam nedeni ile Cihan’ı hep “Seni ben kafakola aldım! Devrimci mücadeleye kazandırdım” diye kızdırırdım. Öfkesi baldan tatlı idi. Bu Maltepe Askeri Cezaevinden firar günlerine kadar gitti.

Okumaya devam et Cumhuriyetin En Sevimli Lazı

Nurhak Sana Güneş Doğmaz

Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)

Yaşam Öyküleri

Yazılar

Şiirler

Hasan Hüseyin Korkmazgil :: Nurhak

Marşlar

Grup Yorum ::Nurhak

THKO ve Nurhak Olayı (31 Mayıs 1971)

Sevinç Eratalay :: Ankara’dan Bir Haber Var

İlk yayın: 30 Mayıs 2011 20:41

Deniz’ler, Yusuf’lar, Hüseyin’ler Gerçeği

Doğan Özgüden

Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmelerinin üzerinden 40 yıl geçti.

Deniz’lerin mücadele verdikleri günlerde kendilerine küfredenlerin, idamlarının infazına karşı çıkmayanların bu geçmişlerini unutarak onların anılarından kendilerine pay çıkartmaları, mezarlarına çiçek koymalarını ibretle izlendi.

Belli çevrelerde de Deniz’lerin Kemalist olup olmadıkları, cuntacılarla işbirliği yapıp yapmadıkları tartışmaya açıldı.

Şurası bir gerçek ki, Türk solu 20’li yıllardan beri Komintern ve onun disiplinindeki Türkiye Komünist Partisi tarafından Kemalizm’in destekçiliğine koşullandırılmıştı. 60’lı yıllarda kurulan Türkiye İşçi Partisi’nin programı ve liderlerinin konuşmaları da Atatürkçüleri güvenilir güçler arasında saymaktaydı.

Okumaya devam et Deniz’ler, Yusuf’lar, Hüseyin’ler Gerçeği

Deniz Gezmiş’in vasiyeti… Üç fidana, üç avuç toprak…

Hale Özgür Kıyıcı

40 yıl sonra ilk defa 2 ay 10 günde yargılanıp infazlarına karar verilen Hüseyin İnan-Deniz Gezmiş-Yusuf Aslan’ın sabaha karşı toprağa verildiği Karşıyaka mezarlığına gitmeden önce Taylan’ın toprağa verildiği Cebeci Asri Mezarlığına gittik. Ben, Mustafa Lütfi ve 12 Mart’ı beraber cezaevinde geçirdiğimiz İmdat Balkoca ile Taylan’ın yattığı yerden alacağımız üç avuç toprağı onların mezarına serpiştirmekti amacımız. İdamların yapıldığı günün öncesi olan 5 Mayıs’ta bu vasiyeti yerine getirmek istedik.
Okumaya devam et Deniz Gezmiş’in vasiyeti… Üç fidana, üç avuç toprak…

6 Mayıs 1972’den 6 Mayıs 2012’ye

Derleyen: Orhan Yalçın Gültekin

Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) savaşçıları Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, Türkiye Devriminin Yolu’nda verdikleri mücadelede 6 Mayıs 1972’de idam edildiler.

Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye’yi kurarak bu temelde sosyalizme ulaşmayı hedefleyen genç proleter devrimciler, kısa ömürlerinde devrimci duruşları ve savaşımlarıyla bugün hâlâ proletaryanın kurtuluş savaşımı içinde yer alanların simgesi olarak varlıklarını sürdürüyorlar, yaşıyorlar.

Dahası, kendi kahramanları olmayan “ulusalcı” çevreler tarafından da yüzsüzce birer “ulusalcı sol” kahraman ikonu dönüştürülmeye çalışıyorlar.

Gerici sınıfların siyasal, entellektüel temsilcileri ise, Türkiye Sosyalist Solunun içinde bulunduğu koşullardan da cesaretlenerek, bu devrimci simgelere bütün kinlerini kusmayı sürdürüyorlar. Onlara karşı savaşım veren yaşdaşlarının bugün iktidar mevkiinde oluşları, bunu bir tür hesaplaşmaya da dönüştürüyor. Kimi genç kazip şöhretin fütursuzca saldırıları artarak sürüyor. Onlarla ilgili en ufak bilgiye sahip olmayan ama önlerine atılan bilgi kırıntılarını Kur’an ayeti belleyerek zihni dünyalarını biçimlendirenlerin bu saldırılarını devam ettirecekleri de görünüyor.

Ne gam! Güneş balçıkla sıvanmıyor, mızrak çuvala sığmıyor.

Onlar, her şeye karşın yaşıyorlar.

Ne demişti Hüseyin İnan? Okumaya devam et 6 Mayıs 1972’den 6 Mayıs 2012’ye

6 Mayıs 1972’den 6 Mayıs 2011’e

Hazırlayan: Orhan Yalçın Gültekin

Bugün 6 Mayıs 2011… Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan adlarındaki üç gencin idam edilişlerinin üzerinden tam 39 yıl geçmiş. Yaşasalardı Deniz ve Yusuf 64, Hüseyin ise 62 yaşında olacaklardı. Onlar otuzlu yaşlarını bile göremediler oysa. Hep 25, hep 23 kaldılar. Bu yüzden onlara “Üç Fidan” denildi. Öyle bilindiler, öyle biliniyorlar.

Bu belirleme ya da gerçeğin yalnızca bu biçimde ifade edilmesi, gerçeğin yalnızca bir veçhesini –o da esas olmayan bir veçhesini- ifade etmek anlamına geliyor. Esas olan şudur ki bu üç genç devrimci, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu adlı örgütün kurucularıydılar ve hedeflerini, kim olduklarını, niçin mücadele ettiklerini dosta da düşmana da yaşamlarının her anında sözleriyle olduğu kadar eylemleriyle de ifade etmişler, darağaçlarında da haykırmışlardı.

Okumaya devam et 6 Mayıs 1972’den 6 Mayıs 2011’e