Cumhuriyetin En Sevimli Lazı

Mustafa Lütfi Kıyıcı

Kim bu? Cihan Alptekin! Ben Laz değilim dese de Deniz’in ona taktığı isim bu. Yaygın görüştür ya, bütün Karadenizliler bize göre Lazdır!

Cihan’ı bizim ile tanıştıran bir başka Cihan, geçen yıllarda Rize sahil yoluna karşı çıkma mücadelesini sürdürürken ölen Av.Cihan Eren’di. Gerçi kendisi bir süre sonra bizden ayrı düşmüş ama Cihan Alptekin’i de bize kazandırmıştı.

Cihan aramıza katıldığı zaman da sosyalist düşünceye sahipti. Galiba Ali Faik Cihan (yanılıyor olabilirim) lise öğrenciliği sırasında onu etkileyen, sola kazandıran kişi idi. Ancak, onu DÖB’ün nüvesi ile tanıştıranın, kurucu listesine alanın ben olmam nedeni ile Cihan’ı hep “Seni ben kafakola aldım! Devrimci mücadeleye kazandırdım” diye kızdırırdım. Öfkesi baldan tatlı idi. Bu Maltepe Askeri Cezaevinden firar günlerine kadar gitti.

Okumaya devam et Cumhuriyetin En Sevimli Lazı

Yolumuzu Açan Belli’dir

Mustafa Lütfi Kıyıcı

Mihri abi öldü. Dostları hala dost, düşmanları da hala düşman. Ardından olumlu ve olumsuz yazılar yazıldı. Geçmişten hiç sorumluluğu olmadığını iddia eden bir çevre, sanki sütten çıkmış ak kaşık gibi eleştiriler sıralayabiliyor. Ya da döneğin biri çıkıp, konumuna bakmadan TİP’i böldü, “TKP”den atıldı diyebiliyor…

Bunların hiç biri Mihri Belli’yi tarif etmez. O bir mücadele adamıdır. Savaşçıdır. 68 gençliği üzerindeki etkisi de salt teorik yazıları nedeniyle değil, bu yönüyledir. Mesela, davet alıp Sovyetler birliğine gitmemesiyle Türkiye’deki ”damgalı komünist” olarak, geçim sıkıntısından tutun da olur olmaz tutuklanmalarla, takipler altında yaşamayı tercih etmesiyledir. Şefik Hüsnülerin, Reşat Fuatlarla birlikte Şevki Akşitlerin, Patriyot Hayatiler, Vecdi-Sevinç Özgürlerin, Mustafa Özçeliklerin, Zihni Anadol’un ve daha nicelerinin yoldaşlığında o zor şartlarda Türkiye’de kalmayı tercih etmesiyle gösterdiği mücadeleci kişiliğiyle örnek olmasıyladır. Hiç benimsemediği dış “TKP” yöneticilerinin kişisel hınçları nedeniyle Reşat Fuat’ı, Mihri Belli’yi, Hikmet Kıvılcımlı’yı partiden atmalarının hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Üyesi ve yöneticisi oldukları parti o değildir ki! 12 Mart faşizmi döneminde kanserli Hikmet Kıvılcımlı’nın partiden atıldığı gerekçesi ile tedavisinin yapılması gereken SSCB’ye alınmasına mani olmaları ise tamamen ahlaki bir sorundur. Kişiliklerinin aynasıdır. Turnusoldur.

Okumaya devam et Yolumuzu Açan Belli’dir

Mustafa Lütfi Kıyıcı | “Sol”un Dibe Vuruşu

Mustafa Lütfi Kıyıcı

Dibe vurmak diye bir sorunumuz var. Dibe vurulunca yapılması gereken, toprağa ayağını sağlamca vurup suyun yüzüne çıkmaktır.

Seçimlerden bahsediyorum. ”Sol” partilerin aldığı oy sayısı binde bir seviyelerinde dolaşıyor.

Sosyalist adaylar TBMM’ne ancak Kürt seçmenlerin desteği ile girebiliyor. Olumlu mu? Olumlu. Ertuğrul Kürkçü’nün, Levent Tüzel’in, Sırrı Süreyya Önder’in ve BDP üyelerinin ağırlıklı olarak Meclise girmeleri zannedildiğinden de önemlidir.

Okumaya devam et Mustafa Lütfi Kıyıcı | “Sol”un Dibe Vuruşu

Mustafa Lütfi Kıyıcı | Halktan yana her değişiklik mutlaka işçi sınıfının damgasını taşıyacaktır

Mustafa Lütfi Kıyıcı
TEP (Türkiye Emekçi Partisi)
Merkez Yürütme Kurulu Üyesi

TEP (Türkiye Emekçi Partisi) 12 Mart dönemi sonrasında partileşen soldaki çizgilerden birisidir. TEP’in temsil ettiği görüşün, 12 Mart öncesinde de soldaki saflaşmalar içinde önemli bir yeri olmuştur. TİP’ten “MDD” stratejisi anlayışıyla ayrılanlar o dönemde Mihri Belli’nin görüşleri doğrultusunda solda ayrı bir saf oluşturmuşlardı. TEP, Mihri Belli’nin sosyalizm ve sosyalist mücadele anlayışını benimseyenlerce kurulmuş ve genel başkanlığına ilk görev bölüşümünde, Mihri Belli getirilmiştir. TEP‘in görüşlerini dizimizde yansıtabilmek amacıyla sorularımızı, Merkez Yürütme Kurulu Üyesi ve TEP görüşleri doğrultusunda yayın yapan Emekçi Dergisi sahibi Mustafa Lütfi Kıyıcı’ya yönelttik.

Okumaya devam et Mustafa Lütfi Kıyıcı | Halktan yana her değişiklik mutlaka işçi sınıfının damgasını taşıyacaktır

Mustafa Lütfi Kıyıcı | 12 Mart

Mustafa Lütfi Kıyıcı

27 Mayıs ki bizler bir türlü “darbe” demeyi içimize sindirememişizdir, uzun yıllar “bayram” olarak kutlanmıştır. Biz, 28-29 Nisanda doruğa ulaşan gençlik olaylarının meydana geldiği, Turan Emeksiz’in “şehit” olduğu ve Marmara Sinemasının ve MTTB binasının önüne büstünün dikildiği, öğrenci gençlerin polis tarafından hırpalanmasına mani olmaya çalışan Ord. Prof. Sıddık Sami Onar’ın polis tarafından hırpalandığı ve tüm bu ve benzeri olaylara sahne olduğu için Beyazıt Meydanının adı “Hürriyet Meydanı”na dönüştürüldüğü yılları 13-14 yaşlarımızda yaşadık.

Üniversitelerin aydınlanmacı öğretim üyelerinin hazırladığı 1961 anayasası o zamana kadar olmadığı kadar hak ve özgürlük tanıyan bir anayasaydı. ”Anayasanın düşünce ve anlatım özgürlüklerini güvence altına alması, yıllarca ağza alınmayan sol düşüncelerinin açıklanması olanağını yaratmıştı.” Bu anayasanın hazırlanmasına neden olan 27 Mayıs “ihtilalinin” oluşmasında gençliğin önemli bir rolü olmuştu. “Toplumu özgürlüğe kavuşturan, 27 Mayıs “devrimi”ne ulaştıran iki büyük güç kaynağı vardı: ordu ve gençlik. (Alpay Kabacalı, Türkiyede Gençlik Hareketleri, s.157)

28 Nisan’ın birinci yıl dönümü üniversitede Atatürk heykelinin etrafında kutlanılır. Konuşmalar yapılır. İlk sözü alan İ.Ü. Talebe birliği Başkanı Ayhan Efeoğlu konuşmasını; “Fikir Atatürk, madde Atatürk olarak devrimlerin ebedi bekçileriyiz” diyerek bitirir.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Fahri Özdilek paşa;” Bugün bir yıl önce geçmiş bir günü kutsayıp ululamak için toplanmış bulunuyoruz. Hürriyet mücadelesi bir olgudur. Hayatınızı feda edercesine hürriyet için çalıştınız. Çok sevdiğiniz arkadaşlarınız hayatlarını feda etti. Onları ulular, saygıyla anarım.(…) Amacımız hak, adalet ve demokrasiyi kurmaktır.” der.

Fahri Özdilek’ten sonra Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Cemal Tural İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Tümgeneral Refik Tulga aynı doğrultuda konuşmalar yapar ve izcilerin, mehter takımı ve sivil asker öğrencilerin katılımı ile Taksim’e kadar yürüyüş yapılır.

Yukarıdaki alıntıları Kabacalı’nın kitabından özetledim. Amacım o ve devamı günlerdeki kamuoyu atmosferini verebilmektir.

Ordu, gençlik ve aydın ittifakına zinde güçler denirdi. Bir anlamda kamuoyunu oluşturan zinde güçlerdi.

Anayasanın getirdiği hak ve özgürlükler ortamında Türkiye İşçi Partisi (TİP) 13 Şubat 1961 yılında 12 sendikacı tarafından kuruldu ve sosyalist aydınlarla kurduğu ittifak sonucu aralarında Mehmet Ali Aybar, Behice Boran gibi aydınları pek çok kişi TİP’e katıldı ve kitleye açıldı.

Hemen hemen aynı tarihlerde 11 Şubat 1961 de ise Adalet Partisi kurulmuş ve 15 Ekim 1961 seçimlerinde %34,8 oy almış, CHP ile koalisyon ortağı olmuştu. 1965 seçimlerinde ise tek başına iktidarda idi. TİP de 15 milletvekili çıkardı.

27 Mayıs ile devrilen zihniyetin devamı kabul edildiği için “kuyruklar” olarak isimlendirilen Adalet Partisinin iktidar olması zinde güçler üzerinde neredeyse infial yarattı. Ordu içerisinde cunta oluşumları incelenirse bu hoşnutsuzluğun çeşitli örgütlenmelere yol açtığı görülür.

Diğer yandan sosyalizmle tanışan toplumda işçilerde, yoksul köylülerde doğası gereği gençlik içerisinde Âşık İhsani’nin, “geliyoruz, geleceğiz, yakındır” sözlerinde ifadesini bulan büyük bir coşku vardır. Hemen hemen Türkiye’nin her ilinde örgütlenme tamamlanmış; Doğu Mitingleri, Uyanış mitingleri yaygınlaşmıştır. Sosyalist kesimde büyük bir heyecan vardır. Milli Petrol Kampanyaları, NATO’ya Hayır! Montaj Sanayine Hayır!, Ortak Pazara Hayır! kampanyaları, toprak reformu istekleri gençliğin ve giderek toplumun geniş kesimini sarmaktadır.

Dünyanın sosyalist blok ve emperyalist blok olarak ikiye ayrıldığı soğuk savaş günlerinde NATO üyesi Türkiye’ye biçilen rol stratejik konumu gereği “İleri Karakol “dur. Bu nedenle bu uyanış döneminin yaygın söylemi ile bilinçlenme dönemi egemen güçlerin işine gelen bir durum değildir. Devletin en üst noktalarından başlayarak, “Anayasa sosyalizme kapalıdır” söylemi başlar. TİP’in toplantıları basılır. Komünizmle Mücadele Dernekleri yeniden örgütlenir. Komünistler camiye bomba attılar, Kuran’ı yaktılar, din elde gidiyor provokasyon hareketleri ile harekete geçirilen kitlelerle Komünizmi Tel’in Mitingleri yapılmaya başlar. Devrimci gençliğin etkin eylemlerine karşı Demirel’in politikası olduğu söylenen “iti ite kırdırma” politikası sonucu, sağcı gençliği komando kamplarında eğitilip, örgütlendiler. Ve devrimci gençliğin karşısına o zaman komandolar denilen bu gençliği çıkardılar. Meşhurlarından biri, devrimci bir arkadaşımızın yakın akrabası Komando Mustafa’ydı.

Bu ortamda TİP’in Gençlik Kolları ve TMTF’nin devrimci gençlerin eline geçmesine karşın yeniden yaptırılan kaçak kongrede sağcıların eline geçmesi ile TİP’e yakın gençlik bu nafile mücadelenin dışına çıkarak Fikir Kulüpleri Federasyonunu kurdu. Gençlik etkin bir güçtü. Ve gençlik dernekleri, cemiyetleri otobüslerde, hatta hamamda yapılan düzmece kongrelerle iki başlı hale getiriliyordu. Bu iktidarın resmi politikası haline gelmişti. TİP’in legalite endişeleri ile FKF konuşmaların/sohbetlerin yapıldığı bir lokal örgütü haline gelince devrimci gençliği kucaklayamadı. Bunun sonucu İstanbul Üniversitesi İşgalini gerçekleştiren Devrimci Hukuklular Örgütü ve ardından Samsun-Ankara Yürüyüşünü, Dolmabahçe’de 6. Filo askerlerinin denize dökülmesini gerçekleştiren Deniz Gezmiş’in başkanı olduğu Devrimci Öğrenci Birliği ( DÖB) kuruldu.

Gençlik hareketi işçiler, köylüler arasında bakir bir eylem alanı yaratmıştı. Hak arama temelli grevler ve fabrika işgalleri yaygınlaşmıştı. Sungurlar Kazan fabrikası, Demir Döküm fabrikası olayları yaygınlaştırılan İşçi Birliği Dernekleri, bunların birleştirilmesi ile oluşturulan Marmara-Trakya İşçi Birlikleri örgütleri kuruldu. Kuruluş ve yaygınlaştırılması çalışmalarının başında DÖB kurucularından Ömer Erim Süerkan vardı.

TİP taraflarının etkisizleştirilip FKF’nin devrimci gençlik yönetimine geçtiği ve DEV-GENÇ olduğu dönemde Genel Başkan Attila Sarp’ın söylemi ile binlerce köyde çalışmalar yapıldı. Fındık, üzüm, tütün, pamuk, pancar üreticilerinin hak arama mücadelesine bu üreticilerin katılımıyla mitingler yapıldı. 12 Mart darbesinden sonra bir emniyet görevlisinin bir gençlik yöneticisine; “Ulan sarmısakçı köylüleri bile yürüttünüz!” deyip övgü mü, sövgü mü olduğu belli olmayan sözler ettiği belleğimizdedir.

Kanlı Pazar olayları, 15-16 Haziran Büyük İşçi direnişleri, ordu gençliği içerisindeki gelişmeler, Sarp Kuray’ın liderliğindeki Denizci genç subayların bildirileri, Havacı genç subayların Göksenin dergisinin ateşli söylemli yayınları yaygınlaştı.

Sık sık cezaevine atılan ve legal olanakların kendisine kapatıldığına inanan -gerçek de böyle idi- Deniz’in bizlerde olan Filistin Kimlik Kartını ve kılavuz isteğini belirterek ODTÜ’ye gitmesi, Filistin’e gitmekten vazgeçip Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil ile birlikte hareket ederek THKO’yu kurması ve silahlı mücadeleye başlaması… İlginçtir bu banka soygunları hiç de halk nezdinde olumsuz karşılanmamıştı.

Ardından Mahir Çayan’ın aslında hiç de gündeminde olmadığına inandığım banka soygunu, fidye olayları ve daha sonraları her yönü ile açıklanamayan 12 Mart’ı bir anlamda meşrulaştıran İsrail Büyük Elçisi Elrom’un kaçırılması ve öldürülmesi olayı.

Toplumdaki bu hareketlilikten yararlanmak isteyen ve 27 Mayıstan daha ileri hak ve özgürlük getireceği zannedilen 9 Mart ve 9 Martçıların liderlerinin saf değiştirmesi ile toplumun başına BALYOZ gibi inen 12 Mart.

Yaşanan bizim tarihimizdir.

Sevgiyle kalın.

Kanlı Pazar 16 Şubat 1969

Mustafa Lütfi Kıyıcı

Bu yakınlarda ABD’den Marmaris’e bir uçak gemisi geldi. Duyduk ki 5.800 personeli varmış, her gün 1000 personeli Marmaris’e inecekmiş. Dediklerine göre hazırlıklar tamammış, piyasa canlanacakmış. Kış sezonu olduğu için kapalı olan birçok işletme, Amerikan askerleri için kepenklerini açacakmış. TV de gördük, barlar sokağı canlanmış bile…

Okumaya devam et Kanlı Pazar 16 Şubat 1969

Mustafa Lütfi Kıyıcı | Türkiye 68’i Üzerine

Orhan Yalçın Gültekin sordu, Mustafa Lütfi Kıyıcı yanıtladı…

78 kuşağı, 68’liler tarafından örgütlenen bir kuşaktır; yani örgüt kurucuları 68’lilerdir. İki kuşak arasında böylesine sıkı, iç içe geçmiş bir ilişki vardır. 27 Mayıs İhtilâli/Darbesi ve 1961 Anayasası koşullarında ortaya çıkmış 68’lilerin 58 kuşağıyla ilişkisi sanki yokmuş gibi görünmektedir. Gerçekte de böyle miydi?

58’lilerden kastedilen bizden önceki gençlik kesimi ise aramızda iletişim olmadığını söylemek mümkün değildir.

Okumaya devam et Mustafa Lütfi Kıyıcı | Türkiye 68’i Üzerine

Mustafa Lütfi Kıyıcı | Kemalizm ve 68’li Olmak!

Mustafa Lütfi Kıyıcı

68’li olmak nedir sizce?

Güzel zamanda, güzel insanlarla “en güzel dünya ve Türkiye için” savaşım içersinde olmaktır. Kişisel hiçbir şey istemeden sömürüsüz bir dünya özlemi için gerektiğinde kendini feda edebilmektir. Bir ütopyaya sahip olmaktır. Ona ulaşmak için eylem üretmek, gerçekleştirmek ve bedel ödemektir. Düzenle barışık olmamaktır. 68 başkaldırı kültürünü yaşama geçirmektir, vs.

Okumaya devam et Mustafa Lütfi Kıyıcı | Kemalizm ve 68’li Olmak!

Kanlı Pazar

Mustafa Lütfi Kıyıcı

16 Şubat 1969, unutmamamız gereken günlerin en önemlilerinden biridir. Kanlı Pazar’dır bugün. 1 Mayıs 1977 katliamı da bir pazar günü karşı-devrimcilerce gerçekleştirilmiştir, ama kanlı pazar denince 16 Şubat 1969 anlaşılır, öyle bilinir.

Dönem, TİP’in tüm Anadolu’da örgütlendiği, TİP’in legal endişelerle neredeyse eylemsizleştiği ve bu duruma tepki olarak alternatiflerin ortaya çıkmaya başladığı, gençlik içinde “devrimci öğrencilerin” daha “sol” görüşler etrafında birleştiği, Deniz Gezmiş’in başkanlığında önce Devrimci Hukuklular ve ardından da Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB) kurulduğu bir dönemdir.

Okumaya devam et Kanlı Pazar