Soykırım ve Irkçılık

Orhan Yalçın Gültekin

Auschwitz’in yeniden ve yeniden incelenmesi gerektiğini, Nilgün Cerrahoğlu’nun bugünkü (29 Ocak 2001 tarihli) yazısını okuyunca daha iyi anladım. Irkçılığın, soykırıma uğrayanlar arasında bile nasıl yayıldığını ve kendini nasıl ifade ettiğini de anlatan bir simge Auschwitz.
Okumaya devam et Soykırım ve Irkçılık

Ölümüne Açlık Grevleri

Orhan Yalçın Gültekin

Ölümüne açlık grevlerine karşı devletin yürüttüğü sözümona hayata dönüş operasyonunda yaşamını yitiren arkadaşımla ilgili duygularımı anlatmaya çalıştığım yazımdan sonra bu konuda hiçbir şekilde kalem oynatmama düşüncesindeydim. Ancak alternatif haber bombardımanı üzerine iki tane yazı yazmak zorunda kaldım. Bu yazılar, olaylarla ilgili düşüncelerimi yansıtmaktan uzaktı; yalnızca şu alternatif haberlerin iç tutarsızlığını ve gazetecilik adına yapılan karşıt yazıların yanlılığını, sıcağı sıcağına açığa çıkartmak amacını güdüyordu. Yalaka habercilik ne kadar tehlikeliyse, angaje habercilik de o kadar rahatsız ediciydi. Önemli bir kısmı doğru çıkabilecek (Ulucanlar örneğinde olduğu gibi) haberler, ne yazık ki güme gitti. İman etmişler dışında alternatif haberleri hakkınca okuyan oldu mu?
Okumaya devam et Ölümüne Açlık Grevleri

Avrupa Topluluğu Üzerine

Orhan Yalçın Gültekin

Kautsky ve yandaşları, emperyalist devletler arasındaki çatışmalı ilişkilerin ortadan kalkacağı ve merkez ülkelerin tek bir “bayrak” altında toplanacağı bir entegrasyon döneminin, bir ultra-emperyalizm döneminin geleceğini, ve bu dönemin insanlığın barışçıl gelişiminin temelini oluşturacağını savlıyorlardı. Birinci paylaşım savaşına öngelen günlerde ileri sürülen bu tez, savaşla birlikte ertelendi; Kautsky ve yandaşları, o “barışçı” günler gelene kadar emperyalist paylaşım savaşında kendi devletlerinin zafer kazanması için savaşım verdiler.

Okumaya devam et Avrupa Topluluğu Üzerine

Benekgül Kavak

Orhan Yalçın Gültekin

Benekgül Kavak… Lise 3 öğrencisi…

Onunla, bir grup Darüşşafakalı öğrenci kardeşimin çalıştığım işyerine yaptığı ziyarette tanıştık. İki yıla yakın bir zaman geçmiş üzerinden.

İkinci karşılaşmamız ’98 Pilav gününde oldu. Resim sergisinde iki öğretmeniyle birlikte fotoğrafını çektim (bu fotoğraf Darüşşafaka’dan Yankı’da da yayınlandı).
Okumaya devam et Benekgül Kavak

Atatürk’ün Nesebi Vesilesiyle

Orhan Yalçın Gültekin

Taha Akyol’un bugünkü (03 Ocak 1999) Milliyet’te yayınlanan yazısını sizlerle paylaşmak istedim.

Çok önceleri yazıda sözü geçen web sitesini ziyaret edip sinirleri bozulan ve herkesi tepki göstermeye çağırmış olan arkadaşlarımızın morali biraz yerine gelmiştir diye düşünüyorum.

Kişisel olarak insanların nesebi ile hiç mi hiç ilgilenmem ve nesebi gayri-sahih olmanın da kişiyi küçültücü herhangi bir yanı bulunmadığını düşünürüm. Sonuç olarak resmî nikâh kamu önünde birlikteliğin ifade ediliş biçimlerinden biridir. Benim o zamanki karşı çıkışım da, siyasi mülâhazalarla insanlarin medeni durumlarının kullanılmasıydı.

Atatürk ile ilgili bu tür bir iddianın dile getirilmesi “şeriatçı” rüzgârın iğrenç bir siyasi dalaveresiydi. Okumaya devam et Atatürk’ün Nesebi Vesilesiyle

Sait Faik Abasıyanık

Orhan Yalçın Gültekin

Onunla, daha doğrusu kitaplarıyla, ilk kez –birçok ilk kezde olduğu gibi– Darüşşafaka’da tanıştık. Necdet Saraç’la neredeyse en çok kütüphanede, o’nun kitaplarını değiştirirken karşılaşırdık. Onun yaşam öyküsünü “Darüşşafaka’dan Yankı”ya hazırlarken, öylesine delice bir tutkuyla okuduğum kitaplarından hemen hemen hiçbir şey anımsamadığımı fark ettim ve şaşırdım. Şaşırmakla kalmayıp utandığımı söylemeliyim. Belki böylelikle durumumu hafifletebilirim. Kuşkusuz bir mazeretim daha var: hafıza-ı beşer nisyan ile maluldür. Necdet’in ne durumda olduğunu ise sorup öğrenemedim. Umarım onun durumu benden daha parlaktır.

Kitaplarıyla ilgili belleğimde fazla bir şey kalmamasına rağmen kişiliğine ilişkin izlerin çok daha fazla olduğunu yazmadan geçemeyeceğim. Sanırım beni etkileyen, çalışmalarına yansıyan “yaşama sevinci, insan sevgisi, başıboşluğun övgüsü, avare bir aydının kentte hor görülen, dışlanan ezilmiş insanlara sevecen yaklaşımı, toplumsal düzenin çirkinlikleri, sahtelikleri, adaletsizlikleri karşısında direnen insanın yalnızlığını işleyişi”ydi.

Yaşama bizim gibi başlamadı o; ama hep bizimleydi.

***

“Asalet insanlardan çoktan kalktı. Ama o tuhaf kelime ne tüccar evlerine, ne kasap, ne komisyoncu karılarına, ne lokantacı suratlarına, ne büyük apartımanlara, ne de büyük orospulara, büyük insanlara geçti. Asalet, ümitlerimize, hüzünlerimize, yalnız fakir insanların ümitlerine, facialarına gelip kondu. Onu ne okumuş suratlarında, ne kitaplarda, ne eşyalarda, ne de hareketlerde aramalıyız beyhude. (Mahalle Kahvesi’nden)

“Beyazıt havuzunun kenarındaki kanapelerden birine oturmuş sizi bekliyorum. Yaşını almış bir adamın yirmi yaşındaki çocuk kederlerini, sevinçlerini yaşaması ne demektir, diye düşünüyorum: belki bir geç olma hadisesi. Belki de bir çeşit hazları, kederleri, çocuklukları uzatma temayülü. Ama bu uzayan yaz, kışın gelmiyeceğine alamet değil. Kış müthiş olacak, kar yolları kapayacak, bembeyaz ovada ölülük uzayıp gidecek…” (Havuz Başı’ndan)

“Ezanlar, Mevlutlar, harbler, taburlarla kahramanlar… Kafam alkolsüz, ellerim kelepçesiz, seni bir akşamüstü, Sotiraki’nin gazinosundan rakı kadehimle benim aramdan alıp altın akşamların sarı çocukların tırmandığı kuşların öttüğü ve yemişlerin yendiği hudutsuz ve çitsiz, perisiz ve cinsiz, kümessiz ve evsiz hâsılı numarasız bir memlekete götüreceğim.” (Şimdi Sevişme Vakti’nden)

Sait Faik Abasıyanık

(D. 23.10.1906, Adapazarı – Ö.11.05.1954, İstanbul), Yazar

İlköğretimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi’nde, ortaöğretimini Bursa Erkek Lisesi’nde tamamladı (1928). Bir süre İ.Ü. Edebiyat Fakültesi’ne devam ettikten sonra, iktisat öğrenimi için Lozan’a gitti (1931). Daha sonra Fransa’ya (Grenoble) geçti ve orada üç yıl kaldı. Yükseköğrenimini yarım bırakarak İstanbul’a döndü.

Kısa süre Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı. Babasının yardımıyla başladığı ticaret işini de sürdüremedi. Daha sonra başka bir işle uğraşmayıp babasından kalan mirasla yaşamını sürdürdü. 1944’te siroza yakalandı; bu rahatsızlığı uzun yıllar sürdü.

Çağdaş edebiyata katkılarından dolayı ABD’deki Uluslararası Mark Twain Derneği’nin onur üyeliğine seçildi (1953).

Ölümünden sonra annesi tarafından adına bir öykü ödülü (Sait Faik Hikâye Armağanı) kondu. 1964’te Burgaz adasındaki evi müzeye dönüştürüldü.

Yapıtları:

Öyküleri:
• Semaver (1936-51-55)
• Sarnıç (1939-51-55)
• Şahmerdan (1940-51-53-55)
• Lüzumsuz Adam (1948-54)
• Mahalle Kahvesi (1950-54)
• Havada Bulut (1951-55)
• Kumpanya (1951)
• Havuz Başı (1952-57)
• Son Kuşlar (1952-56)
• Alemdağ’ında Var Bir Yılan (1954-57)
• Az Şekerli (1954)
• Tüneldeki Çocuk (1955)

Romanları:
• Medar-I Maişet Motoru/Birtakım İnsanlar (1944)
• Kayıp Aranıyor (1953-58)

Şiirleri:
• Şimdi Sevişme Vakti (1953-58)

Röportajları:
• Mahkeme Kapısı (1956)

Çevirileri:
• Yaşamak Hırsı –L’homme Qui Regardait Passer Les Trains (Georges Simenon’dan, 1954)

Saik Faik Öykü Armağanı: Sait Faik Abasıyanık adına her yıl ölüm yıldönümünde (11 Mayıs) verilen armağan. 1955’te annesi tarafından kuruldu. 1964’ten günümüze Darüşşafaka Cemiyeti tarafından sürdürülüyor.

Sait Faik Müzesi: İstanbul’da, Burgaz adasında, Sait Faik Abasıyanık’ın oturduğu evde açılan müze (1964). Darüşşafaka Cemiyeti’nce onarılan köşkte yazarın eşyaları, fotoğrafları, kitapları, yazıları sergilenmektedir.

Kaynak: Darüşşafaka’dan Yankı, Haziran 1998

Komünizm Çuvalı… Kemalizm Zinciri…

Orhan Yalçın Gültekin

Komünizm, bu yüzyılın başında bir sosyal kurtuluş savaşına önderlik etti. Bugün D. Almanya’nın ilhakına engel olamamıştır.

Komünizmin bu yüzyılın başındaki kahramanı, Lenin’di. Ezilen sınıflar arasında emperyalizme karşı mücadelenin kıvılcımını çakan insan olarak anılır.

Komünizmin bugünkü kahramanı Gorbaçov’dur. adı, ABD Başkanı Bush ile birlikte anılıyor, Pentagon’un başrolde olduğu serüvenlerde geçiyor.

Doğu Perinçek’in Türk milliyetçiliği’nin dünü ve bugününü anlatırken kullandığı mantık ile komünizm için de ancak yukarıda ki gibi bir tarih yazılabilir.

Perinçek, Sovyetler Birliği tarihindeki kopukluklar ve çelişmeleri vurgularken gösterdiği titizliği, Türkiye Cumhuriyeti tarihi için de göstermeliydi. Türk milliyetçiliği ile işbirlikçilerin sahte-milliyetçiliği arasında bulunan farklılığı ve çelişkiyi atlamamalıydı. İlki, tüm zaaf ve olumsuzluklarına rağmen dostumuz, diğeri düşmanımızdır.

Nasıl Lenin’i ve Stalin’i, Kruşçev, Brejnev ve gorbaçov ile birlikte içine alacak bir “komünizm çuvalı” yoksa, Atatürk’ten Asil Nadir’e dek uzanan bir “Türk milliyetçiliği zinciri” de yoktur.

İğneyi kendine… “Marksist dönekler” vurgusuna bozulurken biz, “Kemalist dönekler”den bahsetmeyelim.

10 Kasım 1990

Referandum Üzerine (1987)

Orhan Yalçın Gültekin

a) Referandum, sadece gerici klikler açısından kendi aralarında bir hesaplaşma olarak algılanmalıdır. Sınıf bilinçli proletarya için ise, halkın geri ögelerinin 12 Eylül’ün etkisinden ne ölçüde kurtulduğunun bir göstergesi; halkın ters bilinçliliğine, bu ters bilinçliliğin en önemli etkenlerinden biri olan gerici kliklerin “muteber ve yasaklı” biçiminde ikiye bölünüşünün sonucu olarak yasaklı kanadın kitle muhalefetinin içinde elde ettiği “Truva Atı” konumuna karşı verilen mücadelenin bir evresi olarak anlam taşımaktadır.
Okumaya devam et Referandum Üzerine (1987)