Darüşşafaka’ya Kabul Koşullarının Tarihsel Gelişimi

orhan yalçın gültekin

aşağıdaki notlar, sürdürülen tartışma bağlamında, darüşşafaka’ya kabul koşullarının tarih içindeki gelişimini cemiyet-i tedrisiyye-i islâmiye/türk okutma kurumu/darüşşafaka cemiyeti belgelerine dayanarak özetleme amaçlı olarak hazırlanmıştır. notlar, herhangi bir savı desteklemek amacında değildir.
Okumaya devam et Darüşşafaka’ya Kabul Koşullarının Tarihsel Gelişimi

Bilimsel Çalışmalar ve Başarılar

orhan yalçın gültekin

öğrenci kardeşlerimizin tübitak yarışması çercevesinde kazandıkları başarılardan ne kadar memnun olduğumu ve onurlandığımı anlatamam.

memin’in “hiçbir güzel haber tübitak başarısını gölgelemesin, benzeri türde olmadıkça.” sözünü düşündüm de…
Okumaya devam et Bilimsel Çalışmalar ve Başarılar

Bugünün Sorunlarına Bakış ve Tarih Üzerine Sorular

Orhan Yalçın Gültekin

Hitler’in kendini haklı çıkarmak için ileri sürdüğü tezlerden kaçımızın haberi var?

Miloseviç ne tür bir tarihsel çerceveye oturtuyor dersiniz etnik/dinsel temizliği?

Ne tür bir tarihsel haklılık bir insanlık suçunu yasallaştırabilir ki?

Hitler ve Miloseviç gibilerle aynı mantığa sahip insanlar bizde de yok mu?

Tarihe, bizimkiler ve onlarınkiler diye bakıp bizimkileri her zaman haklı, doğru, iyi; onlarınkini her zaman haksız, yanlış, kötü olarak kabul edenlerimiz çok mu az?

Bir suçun varlığını söyleyebilmek için, onun tarihsel bir haklılığa dayanmadığını mı ortaya koymak gerekiyor?

Kendi konumumuzu olumlamak için tarihsel bir dayanak bulmamızın ne tür bir önemi olabilir ki?

Somutlaştırırsak: Miloseviç kasabının işlediği insanlık suçuna karşı çıkmak için, Osmanlı’yı savunmak mı gerekiyor?

27 Nisan 1999 – 10:59:39

Atatürk’ün Nesebi Vesilesiyle

Orhan Yalçın Gültekin

Taha Akyol’un bugünkü (03 Ocak 1999) Milliyet’te yayınlanan yazısını sizlerle paylaşmak istedim.

Çok önceleri yazıda sözü geçen web sitesini ziyaret edip sinirleri bozulan ve herkesi tepki göstermeye çağırmış olan arkadaşlarımızın morali biraz yerine gelmiştir diye düşünüyorum.

Kişisel olarak insanların nesebi ile hiç mi hiç ilgilenmem ve nesebi gayri-sahih olmanın da kişiyi küçültücü herhangi bir yanı bulunmadığını düşünürüm. Sonuç olarak resmî nikâh kamu önünde birlikteliğin ifade ediliş biçimlerinden biridir. Benim o zamanki karşı çıkışım da, siyasi mülâhazalarla insanlarin medeni durumlarının kullanılmasıydı.

Atatürk ile ilgili bu tür bir iddianın dile getirilmesi “şeriatçı” rüzgârın iğrenç bir siyasi dalaveresiydi. Okumaya devam et Atatürk’ün Nesebi Vesilesiyle

Sait Faik Abasıyanık

Orhan Yalçın Gültekin

Onunla, daha doğrusu kitaplarıyla, ilk kez –birçok ilk kezde olduğu gibi– Darüşşafaka’da tanıştık. Necdet Saraç’la neredeyse en çok kütüphanede, o’nun kitaplarını değiştirirken karşılaşırdık. Onun yaşam öyküsünü “Darüşşafaka’dan Yankı”ya hazırlarken, öylesine delice bir tutkuyla okuduğum kitaplarından hemen hemen hiçbir şey anımsamadığımı fark ettim ve şaşırdım. Şaşırmakla kalmayıp utandığımı söylemeliyim. Belki böylelikle durumumu hafifletebilirim. Kuşkusuz bir mazeretim daha var: hafıza-ı beşer nisyan ile maluldür. Necdet’in ne durumda olduğunu ise sorup öğrenemedim. Umarım onun durumu benden daha parlaktır.

Kitaplarıyla ilgili belleğimde fazla bir şey kalmamasına rağmen kişiliğine ilişkin izlerin çok daha fazla olduğunu yazmadan geçemeyeceğim. Sanırım beni etkileyen, çalışmalarına yansıyan “yaşama sevinci, insan sevgisi, başıboşluğun övgüsü, avare bir aydının kentte hor görülen, dışlanan ezilmiş insanlara sevecen yaklaşımı, toplumsal düzenin çirkinlikleri, sahtelikleri, adaletsizlikleri karşısında direnen insanın yalnızlığını işleyişi”ydi.

Yaşama bizim gibi başlamadı o; ama hep bizimleydi.

***

“Asalet insanlardan çoktan kalktı. Ama o tuhaf kelime ne tüccar evlerine, ne kasap, ne komisyoncu karılarına, ne lokantacı suratlarına, ne büyük apartımanlara, ne de büyük orospulara, büyük insanlara geçti. Asalet, ümitlerimize, hüzünlerimize, yalnız fakir insanların ümitlerine, facialarına gelip kondu. Onu ne okumuş suratlarında, ne kitaplarda, ne eşyalarda, ne de hareketlerde aramalıyız beyhude. (Mahalle Kahvesi’nden)

“Beyazıt havuzunun kenarındaki kanapelerden birine oturmuş sizi bekliyorum. Yaşını almış bir adamın yirmi yaşındaki çocuk kederlerini, sevinçlerini yaşaması ne demektir, diye düşünüyorum: belki bir geç olma hadisesi. Belki de bir çeşit hazları, kederleri, çocuklukları uzatma temayülü. Ama bu uzayan yaz, kışın gelmiyeceğine alamet değil. Kış müthiş olacak, kar yolları kapayacak, bembeyaz ovada ölülük uzayıp gidecek…” (Havuz Başı’ndan)

“Ezanlar, Mevlutlar, harbler, taburlarla kahramanlar… Kafam alkolsüz, ellerim kelepçesiz, seni bir akşamüstü, Sotiraki’nin gazinosundan rakı kadehimle benim aramdan alıp altın akşamların sarı çocukların tırmandığı kuşların öttüğü ve yemişlerin yendiği hudutsuz ve çitsiz, perisiz ve cinsiz, kümessiz ve evsiz hâsılı numarasız bir memlekete götüreceğim.” (Şimdi Sevişme Vakti’nden)

Sait Faik Abasıyanık

(D. 23.10.1906, Adapazarı – Ö.11.05.1954, İstanbul), Yazar

İlköğretimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi’nde, ortaöğretimini Bursa Erkek Lisesi’nde tamamladı (1928). Bir süre İ.Ü. Edebiyat Fakültesi’ne devam ettikten sonra, iktisat öğrenimi için Lozan’a gitti (1931). Daha sonra Fransa’ya (Grenoble) geçti ve orada üç yıl kaldı. Yükseköğrenimini yarım bırakarak İstanbul’a döndü.

Kısa süre Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı. Babasının yardımıyla başladığı ticaret işini de sürdüremedi. Daha sonra başka bir işle uğraşmayıp babasından kalan mirasla yaşamını sürdürdü. 1944’te siroza yakalandı; bu rahatsızlığı uzun yıllar sürdü.

Çağdaş edebiyata katkılarından dolayı ABD’deki Uluslararası Mark Twain Derneği’nin onur üyeliğine seçildi (1953).

Ölümünden sonra annesi tarafından adına bir öykü ödülü (Sait Faik Hikâye Armağanı) kondu. 1964’te Burgaz adasındaki evi müzeye dönüştürüldü.

Yapıtları:

Öyküleri:
• Semaver (1936-51-55)
• Sarnıç (1939-51-55)
• Şahmerdan (1940-51-53-55)
• Lüzumsuz Adam (1948-54)
• Mahalle Kahvesi (1950-54)
• Havada Bulut (1951-55)
• Kumpanya (1951)
• Havuz Başı (1952-57)
• Son Kuşlar (1952-56)
• Alemdağ’ında Var Bir Yılan (1954-57)
• Az Şekerli (1954)
• Tüneldeki Çocuk (1955)

Romanları:
• Medar-I Maişet Motoru/Birtakım İnsanlar (1944)
• Kayıp Aranıyor (1953-58)

Şiirleri:
• Şimdi Sevişme Vakti (1953-58)

Röportajları:
• Mahkeme Kapısı (1956)

Çevirileri:
• Yaşamak Hırsı –L’homme Qui Regardait Passer Les Trains (Georges Simenon’dan, 1954)

Saik Faik Öykü Armağanı: Sait Faik Abasıyanık adına her yıl ölüm yıldönümünde (11 Mayıs) verilen armağan. 1955’te annesi tarafından kuruldu. 1964’ten günümüze Darüşşafaka Cemiyeti tarafından sürdürülüyor.

Sait Faik Müzesi: İstanbul’da, Burgaz adasında, Sait Faik Abasıyanık’ın oturduğu evde açılan müze (1964). Darüşşafaka Cemiyeti’nce onarılan köşkte yazarın eşyaları, fotoğrafları, kitapları, yazıları sergilenmektedir.

Kaynak: Darüşşafaka’dan Yankı, Haziran 1998

Bugün 23 Nisan… Neş’e doluyor insan

Orhan Yalçın Gültekin

“Osmanlı Devleti’nin de içinde bulunduğu bağlaşık devletler grubu dünya savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her yanda zedelenmiş, koşulları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış, Büyük Savaş’ın uzun yılları boyunca, ulus yorgun ve yoksul bir durumda. ulusu ve yurdu (bu) genel savaşa sürükleyenler, kendi başlarının kaygısına düşerek, ülkeden kaçmışlar. Padişahlık ve halifelik orununda bulunan Vahdettin, soysuzlaşmış, yalnız kendisini ve tahtını güvenceye bağlayabilmek düşü arkasında, alçakça yollar araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet, güçsüz, onursuz, korkak, yalnız Padişah’ın isteklerine uymuş ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş. Ordunun silah ve cephanesi alınmış ve alınmakta …”
(Mustafa Kemal Atatürk, Söylev)

Okumaya devam et Bugün 23 Nisan… Neş’e doluyor insan

Darüşşafaka için yapabileceğimiz bir şey mutlaka vardır

orhan yalçın gültekin

eski binanın yabancı ellere geçişinden bu yana pilav günlerine gitmiyorum. darüşşafakalılar derneği’ne de uzun zamandır uğradığım yoktu. tamamen oğuz altay’ın zorlamasıyla – tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır atasözüne uygun olarak – bir perşembe akşamı derneğe uğradım. doğrusu, hem hevesli değildim, hem de kayda değer bir şeyler yapılabileceğinden umutlu değildim. düzenli olarak bülteni alıyor ve okuyordum. en son derginin haziran sayısı da elime geçmişti ama, yine de yürütülen çalışmaların bir hayrının olup olmadığı konusunda olumlu bir düşüncem yoktu.
Okumaya devam et Darüşşafaka için yapabileceğimiz bir şey mutlaka vardır

Evliyalar

Orhan Yalçın Gültekin

Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı savunulurken sarfedilen sözlere dikkat etmek gerekiyor.

“Cehennemde tek bir Kürt kalsa, Türk cennet’e giremez” ya da “Türk’ten olursa evliya, sakın sokma avluya” benzeri ifadeler Kürtlerin hoşuna gidebilir ama bu konuda Türkler ne düşünür dersiniz? (Unutmayın ki başımızda Kürt olduğunu söyleyen bir cumhurbaşkanı var.)

UKKTH’nı bu tür ifadelerle savunmak iyi niyetle yapılmış bir gaf olarak kabul edilse bile, bilmeliyiz ki cehenneme giden yol iyi niyetle döşenmiştir.

Önerim: cenneti-cehennemi bir kenara bırakmak; ister Türk, ister Kürt, ister Arap olsun evliyaları avluya sokmamak.

Eğer çeşitli uluslardan Türkiye Halkının birliğini gerçekten istiyorsak Türk şövenizmine karşı çıkarken Kürt şövenizmine taviz vermeyelim.

30 Kasım 1990

Komünizm Çuvalı… Kemalizm Zinciri…

Orhan Yalçın Gültekin

Komünizm, bu yüzyılın başında bir sosyal kurtuluş savaşına önderlik etti. Bugün D. Almanya’nın ilhakına engel olamamıştır.

Komünizmin bu yüzyılın başındaki kahramanı, Lenin’di. Ezilen sınıflar arasında emperyalizme karşı mücadelenin kıvılcımını çakan insan olarak anılır.

Komünizmin bugünkü kahramanı Gorbaçov’dur. adı, ABD Başkanı Bush ile birlikte anılıyor, Pentagon’un başrolde olduğu serüvenlerde geçiyor.

Doğu Perinçek’in Türk milliyetçiliği’nin dünü ve bugününü anlatırken kullandığı mantık ile komünizm için de ancak yukarıda ki gibi bir tarih yazılabilir.

Perinçek, Sovyetler Birliği tarihindeki kopukluklar ve çelişmeleri vurgularken gösterdiği titizliği, Türkiye Cumhuriyeti tarihi için de göstermeliydi. Türk milliyetçiliği ile işbirlikçilerin sahte-milliyetçiliği arasında bulunan farklılığı ve çelişkiyi atlamamalıydı. İlki, tüm zaaf ve olumsuzluklarına rağmen dostumuz, diğeri düşmanımızdır.

Nasıl Lenin’i ve Stalin’i, Kruşçev, Brejnev ve gorbaçov ile birlikte içine alacak bir “komünizm çuvalı” yoksa, Atatürk’ten Asil Nadir’e dek uzanan bir “Türk milliyetçiliği zinciri” de yoktur.

İğneyi kendine… “Marksist dönekler” vurgusuna bozulurken biz, “Kemalist dönekler”den bahsetmeyelim.

10 Kasım 1990

Referandum Üzerine (1987)

Orhan Yalçın Gültekin

a) Referandum, sadece gerici klikler açısından kendi aralarında bir hesaplaşma olarak algılanmalıdır. Sınıf bilinçli proletarya için ise, halkın geri ögelerinin 12 Eylül’ün etkisinden ne ölçüde kurtulduğunun bir göstergesi; halkın ters bilinçliliğine, bu ters bilinçliliğin en önemli etkenlerinden biri olan gerici kliklerin “muteber ve yasaklı” biçiminde ikiye bölünüşünün sonucu olarak yasaklı kanadın kitle muhalefetinin içinde elde ettiği “Truva Atı” konumuna karşı verilen mücadelenin bir evresi olarak anlam taşımaktadır.
Okumaya devam et Referandum Üzerine (1987)